24 Mart 2015 Salı

Hayret etmeli insan...

foto:2012


Ömer Faruk Sorak'ın 8 saniye filmine gittik hafta sonu...  Kız küçükken sınıfta kitap okunması söylendiğinde sıranın üstüne çıkıyor, kitabı şarkı söyler gibi okuyor. Sonra camdan dışarı bakıyor, nefis bir yağmur başlamış olduğunu görünce, fırlayıp dışarı çıkıyor. Yağmurun altında dans ediyor, kollarını iki yana açıp dönüyor. Coşku dolu, hayatı coşkuyla karşılıyor. 
Ama ne oluyor, okul ders düzenini bozduğu gerekçesiyle aileyi okula çağırıyor. Okuldan alınmasını istiyorlar hatta... Suçu neydi? Coşku duymak, farklı bakmak, 'hayret etmek'... Hayata hayreti kaybetmeden bakabilmek bir mucize değil mi oysa? 

Sonra babanın çok hoşuma giden sahnesi geliyor beyaz perdeye. Kız babasına diyor ki, ben kötü bir şey yapmadım ki, sadece yağmuru seyretmek, hissetmek istedim. Hem kitabı şarkı gibi okumaktan hoşlanıyorum.
Babası da sen kötü bir şey yapar mısın? Farklı olmak suç değildir kızım diyor. Sonra kıza "dua etmek, ilahi aşkı hissetmek için kendi etrafında hiç durmadan dönen adamın" hikayesini anlatıyor. Hatta bir sema gösterisine götürüyor. 

... Oysa her an hayretle bakmak gerekmez mi? Güneşin her gün yeniden doğuşuna, yağmura, kara, aya, yıldıza, yol boyu karşımıza çıkanlara, kediye köpeğe, çocuğa, karıncaya...  

Sabah eşim paylaşmış, duymamıştım, çok hoşuma gitti: 

"Özgürlük en güzel teneffüstür. Ama hep okul kapılarında bırakılır. Bazıları özgürlüğü avuçlayarak cebine doldurur, okula sokmak ister. " Çıkar ellerini cebinden!!’ sözü söylenir onlar için"... Ece Ayhan







Hiç yorum yok: