26 Ekim 2015 Pazartesi

Babam görseydi...


Babamı 2000 yılının soğuk günlerinden birinde kaybettik. Hani o girdiğimizde bütün dünyanın değişeceğini sandığımız, o geceyi nasıl geçirsek diye planlar yaptığımız 2000’in  yılbaşında…  O yılbaşında hastanedeydik. Gitmesin diye dua ediyorduk.
25 Ekim onun doğum günüydü. Bugünümü, yarınımı, kadınlığa bakışımı, değerlerimi onun beni/bizi böyle başının üzerinde taşımasına borçluyum. Annemle beraber tabii…
2000’den bu yana 16 yıl geçti. Babasının minik kızı olarak, gördüğümü, duyduğumu onunla paylaşırdım. ( O yüzden eksikliğini daha da derinden hissediyorum) Hayat görüşüne çok önem verir saygı duyardım. Ecevit aşığıydı. Evde politika hep konuşulurdu, aslında politika gibi değildi, memleket meseleleriydi. Her görüşü sayardı, hiçkimsenin dedikodusunu yaptırmazdı. Hukukçuydu. Öyle de iyi bir hukukçuydu ki, hem mesleğinde çok iyiydi, hem de yüreği kocamandı. Parası olmayanlardan ücretleri portakal ve patatesle almaya başladığımız 80 sonrası Ankara’sından İstanbul’a gelmek zorunda kalmıştık bir aşama sonra…
Bugünlerde sık sık şunu düşünüyorum. Bir an geri gelse, zamanda yolculuk şeklinde. Bu kadar yılda, neler değiştiğine inanamaz herhalde. Ne hukuğun geldiği duruma, ne paralel maralellere, ergenekonlara, balyozlara, Gezi’ye, Atatürk’ün nerdeyse suç unsuru sayılmasına hangisini sayayım ki…
Gelse diyorum, görse… 16 yılda ne kadar çok değişilebildiğine inanamaz. Şaka sanır.

2 yorum:

Nesrin dedi ki...

Mekanı cennet olsun ... Zaman ne de çabuk geçiyor . Kşke yaz dedesini tanıyabilseydi .

Deniz dedi ki...



Keşke Nesrin..