30 Mart 2015 Pazartesi

YE, SEV, DUA ET

İki haftadır hafta sonlarımız bi' tuhaf. Kızın okulu, kar tatillerini telafi için mesai yapıyor. 
Hafta içi gibi okula gidiyorlar. Biz de şaşırıyoruz, ne yapacağımızı... 
O gittikten sonra uzun zaman üstüne digiturk'te bi' film seyrettim. Quartet! 
Çok beğendim... İngiltere'de yaşlanan, emekli olan müzisyenler, opera sanatçılarının kaldığı bir huzur evi... Ama nasıl? Yemyeşil bahçeleri, hobi dersleri, her köşede müzik yapan müzisyenler... Ziyafet gibi yenen yemekler... Bizim sanatçılarımızı düşündüm ister istemez... 

Ve duygular... Yıllar önce, gençlik savurganlığıyla harcanmış bir aşk... Yaşlılıkla barışmak, kabullenmek... Arkadaşlık, destek olmak, yaşama sevincini kaybetmemek... Kaç yaşında olursa olsun... 

video


Sonra... Değişik bi' yemek deneyeyim dedim. 1 su bardağı arpa şehriyeyi tereyağında, sarımsak ve kırmızı biberle kavurdum. 2,5 su bardağı su ekledim. Güzel oldu...



Okul çıkışına kadar Yeşilköy sahile gittik, yürüdük, hava aldık. Böyle bir güzelle karşılaştık. Budandığı yerlerden sevgi akıyor... Ne mucizevi olmuş...



Her zamanki fotomodelimiz olmayınca kendi selfimizi çektik :-P

Okullumuzu alınca tam olduk :)

Yani yedik, sevdik, dua ettik, şükrettik.

video

27 Mart 2015 Cuma

Mucize her yerde...



Her an bi' mucize... Yeniden baharı kucaklamak, saçlarının yeşillere karışması, bebelerimizin gözünün içine bakarak uyanmak, güneşin doğuşu, batışı, otoparkta bulduğumuz yer hepsi ama hepsi bir mucize... 

Bahsetmiştim 8 saniye filmini beğendiğimden. Filmin adı 8 saniye şuradan geliyor;
bizim günümüzün 24 saat oluşu gibi, güneş samanyolunun etrafında 250 yılda dönüyor. 
Yani oradan bakıldığında bizim hayatlarımız 8 saniyeye denk geliyor. Oradan bakıldığında
hepimiz dünyada 8 saniye parlayan kıvılcımlarız... Mucize yaşanan kıvılcımlar...
......

İşte size minicik bir yüreğin kocaman muzicesi mesela. 

.......

Ya bu babasına eşlik eden küçük dev mucize? 

......

Manolyalar mucizedir sonra... İçinizdeki baharın çalar saatidir onlar. 




Bir oyun seyrettim ve hayatım değişti dedirten tiyatro bir mucize... 
Bugün de tiyatrolar günü mesela...
......

İnsanlığı gördüğümüz her yer bir mucize... Bakın, ne çok mucize var. 

.....
Ya evdeki mucizeler? 



Mucizeleri fark ettiğiniz hafta sonları dileğiyle...

Sevgiler 





Molfix İle Mutlu büyüyen bebekler adım adım mutlu yarınlara koşuyor!

Molfix’in dikkat çeken reklam filmlerine bir yenisi daha eklendi.Molfix’in yeni reklam kampanyasında, bebeklerin mutlu ve keyifli olduğu anlar ile, anneleriyle ve ailece yaşanan eşsiz anları seyrediyoruz.

Bebeklerin mutlu olması ve mutlu büyümesi sağlıklı gelişimin en önemli sırrı. Mutlu bebeklik dönemi geçiren bebekler, ileride de mutlu ve başarılı bireyler olmanın ilk adımını atmış olacaklar. “Mutlu Bebekler Mutlu Yarınlar!” mottosuyla anne ve bebeklerin her zaman, her anlamda yanında olan Molfix bebeklerin sağlıklı gelişimleri ve gelecekte mutlu bireyler olmaları için bebeklerin altını kuru tutar, özgürce hareket etmelerini sağlar ve ciltlerini korur.



Bebeklerin en keyifli olduğu anlarda, aileleriyle geçirdikleri keyifli paylaşımlarda gördüğümüz reklam filminde de “ mutlu anlar yaşayan bebeklerin, mutlu yarınları olur” mesajı veriliyor.

Reklam filmini izleyebilir ve https://www.facebook.com/molfix adresini ziyaret edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

25 Mart 2015 Çarşamba

Bahar gibi bi' sabaha bu pancake yakıştı



Bu sabaha unsuz, sütsüz, şekersiz pancake'le başladım. Epey de güzel oldu.
Hem sağlıklı, hem kalorisi düşük, hem de diyetteyken pancake özleminizi gideriyor.

Tarifi vereyim: 2 yumurtayı çırpıyorsunuz,
ezdiğiniz 2 muzla karıştırıyorsunuz, 1 çay kaşığı tarçın ekliyorsunuz.
1 tatlı kaşığı yağla tavayı kızdırıp krep gibi coslatıyorsunuz :) 

Bu kadar da basit. 
Afiyet olsun :) 

Tarif : Tarif Küpü


24 Mart 2015 Salı

Hayret etmeli insan...

foto:2012


Ömer Faruk Sorak'ın 8 saniye filmine gittik hafta sonu...  Kız küçükken sınıfta kitap okunması söylendiğinde sıranın üstüne çıkıyor, kitabı şarkı söyler gibi okuyor. Sonra camdan dışarı bakıyor, nefis bir yağmur başlamış olduğunu görünce, fırlayıp dışarı çıkıyor. Yağmurun altında dans ediyor, kollarını iki yana açıp dönüyor. Coşku dolu, hayatı coşkuyla karşılıyor. 
Ama ne oluyor, okul ders düzenini bozduğu gerekçesiyle aileyi okula çağırıyor. Okuldan alınmasını istiyorlar hatta... Suçu neydi? Coşku duymak, farklı bakmak, 'hayret etmek'... Hayata hayreti kaybetmeden bakabilmek bir mucize değil mi oysa? 

Sonra babanın çok hoşuma giden sahnesi geliyor beyaz perdeye. Kız babasına diyor ki, ben kötü bir şey yapmadım ki, sadece yağmuru seyretmek, hissetmek istedim. Hem kitabı şarkı gibi okumaktan hoşlanıyorum.
Babası da sen kötü bir şey yapar mısın? Farklı olmak suç değildir kızım diyor. Sonra kıza "dua etmek, ilahi aşkı hissetmek için kendi etrafında hiç durmadan dönen adamın" hikayesini anlatıyor. Hatta bir sema gösterisine götürüyor. 

... Oysa her an hayretle bakmak gerekmez mi? Güneşin her gün yeniden doğuşuna, yağmura, kara, aya, yıldıza, yol boyu karşımıza çıkanlara, kediye köpeğe, çocuğa, karıncaya...  

Sabah eşim paylaşmış, duymamıştım, çok hoşuma gitti: 

"Özgürlük en güzel teneffüstür. Ama hep okul kapılarında bırakılır. Bazıları özgürlüğü avuçlayarak cebine doldurur, okula sokmak ister. " Çıkar ellerini cebinden!!’ sözü söylenir onlar için"... Ece Ayhan







23 Mart 2015 Pazartesi

Akıllı telefonlar, kaçan trenler...



Cumartesi sabahı kahvaltıya gittik bir mekana. Kızın okulunda 1 ay boyunca kar tatili telafisi yapılıyor, yalnızdık, o nedenle çok uzun zaman üstüne etrafı gözlemleme fırsatı buldum.

Bir baba ve 3-4 yaşlarında oğlu girdi içeri. Kapının girişine oturdular. Çok şeker bir çocuktu dikkatimi çekti, izlemeye başladım. Sipariş verdikten sonra baba akıllı telefonuna gömüldü, çocuk masanın yanında ayağa kalktı, içeri bir yaşlarında bir bebek girdi, babası yürütüyordu. 
Bebek çocuğa o kadar güzel güldü ki, çocuk çok sevindi, yüzünde güller açtı. 
Babasına baktı, göz göze gelmek için. Babasının gözü akıllı telefonundaydı, görmedi. 
Sonra bu küçük bebek, çocuğun peşine takıldı, daha kendi başına yürüyemiyordu bile. Ama pıtır pıtır çocuğun peşinden koşmaya çalışıyordu. Çocuğun çok hoşuna gitti. Yine babasına baktı, 
göz göze gelip, gördün mü demek istiyordu? Beni sevdi, beni takip ediyor demek istiyordu. Ama babası facebook, twitter, instagram ya da başka bir yerdeydi. 
Sonra o bebek gitti. Çocuk dolanmaya başladı etrafta. Kapı girişindeki masadaydılar. Çocuk tam kapının girişinde durdu. Çok rüzgar vardı sanırım orada, saçlarının bukleleri uçuşuyordu. Giriş kapısının üstündeki klima da çok hızlı üflüyordu. Babası görmedi. 
... üzüldüm, kaçırdığı anlar, bakışlar, paylaşımlar için...

Kendimizi düşündüm. Kim bilir akıllı telefon, hayattan kaç anı kaçırmamıza neden oluyor, kaç tren kaçıyor acaba?.. 


Fotoğrafta ruhuma gelen baharı müjdelemek istedim, anları kaçırmamamız dileğiyle. :) 

Sevgiler...


20 Mart 2015 Cuma

Günle gece bile yılda bir kere eşit oluyor di mi?



Az sonra güneş tutulacak. Hatta akşam gün ve gecenin eşit olacağı ekinoks çizgisine giriyoruz. Dahası bi de süper ay dediğimiz ayı kocaman göreceğimiz bir gün. Üçü bir arada.

Gün ve gecenin eşit olacağı bugünde eşitliği düşünelim biraz. 1 kilo pamuk mu daha ağırdır, 1 kilo demir mi :) Aslında herkese eşit mi davranmalı, yoksa bazılarına pozitif ayrımcılık mı yapmalı?
Artık eşit mi herkes? Bazıları daha mı eşit? Her devirde başka birileri daha eşit mi olmalı alternatifi yok mu?

Din, dil, memleket, cinsiyet gibi doğuştan gelen özellikler nasıl eşitliği bozar? Aslında sen eşitsin, sana güveniyorum da çevre mi kötü? Cebindeki 5 lirasını aç birine verenle, ayda 500 TL bağışta bulunan eşit iyiliksever mi? Yoksa az veren candan, çok veren camdan mı? Zenginin parası züğürdün çenesini mi?

Fikirler eşit mi? Eşitse niye bazı fikirler daha suçlu?

Ya çocuklar? Doğuda doğan, batıda doğan, ya Avrupa'da, ya da Suriye'de? Kızlar eşit mi, komşu kapıda, ya da yan mahallede? Okullar eşit mi, öğretmenler?

Sağ beyinle , sol beyin eşit mi? Yoksa biri daha mı baskın?

Sorularla eşitliği düşünmek istedim bugün biraz... Belki siz de düşünürsünüz bugün eşitliği/sizliği?

Bu sabah bir annenin ikinci çocuğunun doğum günü için yazdığı eşitlik temalı yazı çok güzeldi mesela... Kardeşlik arası eşitlik de önemli değil mi?

Sonra şu fotoğraflara bakmak... Nasıl da düşündürüyor. Eşitlik, adalet hakkında...

Ve şu videoyu seyretmenizi isterim. Bir insanın gözlerinin içine baka baka, eşit olmadığını söyleyebilir mi bir insan, ya da nasıl bir insan söyleyebilir? Yazılanla yüz yüze iletişim eşit mi peki?




Soru sormak iyidir :) Zihin açar...

İyi hafta sonları

Sevgiler...


18 Mart 2015 Çarşamba

Şekersiz üzüm hoşafı...

Bir hikaye okumuştum, ya da gerçek bir anıydı, şimdi tam hatırlamıyorum.
Bir anne, akşam sofrada yemek bekleyen çocuklarının önüne şekersiz üzüm hoşafı ve ekmek getirip koymuş. Bugünkü akşam yemeğimiz bu demiş. O güne kadar, yedikleri önünde yemedikleri arkalarında olan çocuklar şaşırmışlar. Gözleri faltaşı gibi açılmış bu kadar mı yani demişler.

Anneleri de onlara, Çanakkale Savaşı'nı, savaşın mucize yaratan kahramanlarını ve onların imkansızlıklar içindeki günlerini anlatmış. Ve o hepimizin tüylerimizi diken diken yapan menüyü göstermiş onlara :


Başta başkomutan Atatürk'e ve o inanılmaz orduya sonsuz şükranlarımla... 

17 Mart 2015 Salı

Annelik nası bişi yarabbim



Dün sabah, tüm sabah seramonimizi yaptık, giyindi, dişlerini fırçaladı, kahvaltı savaşı yapıldı, gözlükler silindi, çantaya ödevler yerleştirildi, hırka giyme giymeme tartışmasından anne galip çıktı, botların fermuarları çekildi, sabah huysuzluğunun yerine gülümseme yerleştirildi ve servise yetiştirildi. Daaan... Antibiyotiği vermeyi unuttuğum geldi aklıma. İçeri gittim, işe çıkmak üzere hazırlanırken, ölçtüm, tarttım, 1 doz unutulmuş antibiyotikten bişey olur mu, iki gün içilen boşa mı gider, ama nasıl unuturum! Akşam alır, bişey olmaz... Ama nasıl unuturum. Ama nasıl unuturum nasıl unuturum. Bi an düşündüm, yok olmayacak. Bastık , servisin peşinden okula gittik, elimde kaşık, öğretmene söyledik, kuzunun ağzına verdik bi doz. İşin yolunu tuttuk.

Ama şöyle notlarını bulduğun bi şekerlik varken aksi mümkün mü yahu?  


Bizim mesajlaşma yöntemimiz de böyle. Ben ona mesaj yazıyorum, evde kim varsa ona yolluyorum, göstersin diye : )


13 Mart 2015 Cuma

Cuma...


Dün okulda bi sunum vardı. Toplumdaki şiddetin, artan nezaketsizliğin önüne nasıl geçeriz, değerleri nasıl koruruz konuları işlendi.  Güzel bir sunumdu. İnsani değerler nelerdir sorusunun ilk maddesi VİCDAN'dı. Vicdan önemli... İnsani değerlerin oluştuğu dönem ise 0-6 yaş. 7 çok geç... 
İnsanlar 0-6 yaşta sürekli etraflarını suçlamayı öğrendiklerinde, hayat boyu kendilerine suçlayacak aynalar yaratıyorlar. Çünkü hepimiz birbirimize aynayız sonuçta. 

Suçlamayı öğrenen, sorumluluk almamayı...
Korkutulan çocuk, korkmayı...
Sevilmeyen kızgınlığı, öfkeyi, kıskanmayı... 
öğrenip duruyor...

Böyle düşününce, etrafta yetişkin olarak gördüğümüz bir sürü insanın, o dönemde öğrendikleri tepkilerle yaşamaya devam ettiğini düşününce yetişkin görünümlü 6 yaş çocuklarıyla yaşadığımızı düşünebiliriz.
...... 

Uyarılardan biri de televizyon ve internet üzereydi, tahmin edersiniz.
Öldürdükçe puan kazandıran, çalma çırpma üzerine, şiddet dolu oyunları oynatmayın, 
haberleri seyrettirmeyin diye defalarca belirttiler. Seyretmese bile odadayken açılı olmasın yani...

...........

Gelelim cuma gezintimize. 
Youtube'da Zihin Oyunları'nı keşfettim. Her bölüm ayrı güzel ve zihin açıcı.
Aşağıdaki bölüm YALAN NASIL ANLAŞILIR? Mesela gerçek gülümse nasıl olur? Sahtesinden ayırt edebiliyor musunuz?
Enteresan :) 


......

Alman gibi ebeveynlik nasıl oluyor sizce? Ya da Türk ebeveynliği nasıl?
Ya sizinki?

..........

90 yaşındaki tatlı bi hatundan 45 hayat dersi duymak ister misiniz? Doğru söylüyor valla. 

..............

Değerler dedik, yalanlar dedik kopya çekmek de bir çeşit yalan dolan. 
Ama bu video sevimli. Japonlar nasıl kopya çekiyor bakın? 


..... 

Değerlerin değerini kaybetmediği yarınlara... Sevgilerle. 

11 Mart 2015 Çarşamba

Kızın varsa...




Dün tam işe yeni gelmiştim, okuldan kızımın öğretmeni aradı. Ateşi çıktı diye. Avrupa yakasının bi ucuna geri döndüm. Gittiğimde ateşi düşmüştü. Eve gittik beraber. Sonra nasıl oldu anlamadım, kostümler çıktı, ayakkabılar ortalığa döküldü, bişeyler bişeyler... Kızın varsa böyle rengarenk bi' hayatın var, (Dijle'nin dediği gibi ; )...


Şaşırdım ama şükrettim. Vardır eve gitmemizin bi' nedeni...

Dijital Bankacılıkta yepyeni bir hizmet CEPTETEB



Dijital  bankacılığın  geldiği  en  son  nokta  CEPTETEB.  Yani  aslında  şubesiz  bir  bankacılık  hizmeti. Bankacılık işlemlerinizi bilgisayarınızdan ya da akıllı cep telefonunuzdan yapıyorsunuz. 
Gerektiğinde 7/24  müşteri  hizmetlerini  arayabiliyor  hatta  karşılıklı  görüntülü  konuşma  yapabiliyorsunuz.  Para çekme ve yatırma işlemleriniz için de TEB ATM’lerini kullanabiliyorsunuz. 
CEPTETEB  müşterisi  olmak  için  www.cepteteb.com.tr adresinden  ya  da  mobil  uygulamasından başvuru formunu doldurmanız yeterli. Yetkili kişi gelip de imzanızı aldıktan sonra vadesiz hesabınız hemen aktif oluyor. Dilerseniz vadeli hesap açtırarak yüksek faiz imkanlarıyla tasarruf yapabilirsiniz. Dilerseniz  de gecelik  faizden yararlanırsınız.  Gecelik  faiz  de vadeli  hesap faiziyle  aynı.  Bu oldukçaavantajlı  bir  durum.  Paranızı  vadeye  koymuyorsunuz  dilediğiniz  zaman  çekebiliyor  ya  da  parayatırabiliyorsunuz ve faiziniz vadeli hesap gibi işliyor, birikimleriniz değer kazanıyor. CEPTETEB müşterisi olduğunuz zaman bir banka kartına da sahip oluyorsunuz. Dilerseniz kredi kartıda. Eğer ilk 50.000 müşteriden biri olursanız kredi kartına hiçbir aidat ödemiyorsunuz. CEPTETEB dehesap işletim ücreti yok. Hatta eft ve havale gibi para transferlerinizde de işlem ücreti ödemiyorsunuz. CEPTETEB  müşterisi  olduğunuz  zaman  pek  çok  avantajlı  kampanyadan  da  yararlanabiliyorsunuz. Örneğin ulaşım masraflarınızda %50’sini  iade alabiliyorsunuz. Böylece ulaşım masrafları  yarı  yarıyaindirimli  oluyor.  Modagram.com’da  %30,  Çiçek Sepetinde  %25  indirim  fırsatları  kampanyalardan bazıları. CEPTETEB  hakkında  daha  fazla  bbilgi  almak  için  www.cepteteb.com.tr adresindeki  videoyu izleyebilirsiniz.

Bu  bir reklamdır.

6 Mart 2015 Cuma

Havuç içi kadar mutluluk yeter


Geçenlerde seyrettim öyle hoşuma gitti ki.
Bir kız, Fatih Erkoç'a yazmış, sevgilimin doğum günü bugün. Çocukluğundan beri sizi dinlermiş, hatta avuç içi kadar mutluluk şarkınızı çok sever, ama havuç içi kadar mutluluk yeter diye anlarmış.
Size rica etsem, bana bu şekilde çalıp söyler misiniz, ona hediye olsun...


Ne hoş di mi?


Hepinize havuç dolusu mutluluklarla dolu bir hafta sonu diliyorum.


4 Mart 2015 Çarşamba

Merhaba güzellikler


Merhaba : ) Havada bahar kokusu var bugün. İçimiz kıpır kıpırlanmaya başladı. Canlanıyoruz doğayla birlikte.
Ben de, değişik bişeyler paylaşmak istedim bugün sizinle. 
Sağda solda ciddi ciddi haberlerin arasında kaybolup gitmiş tatlı haberlere rastlıyorum bazen, hemen sizinle paylaşmak istiyorum. Güzel, iyi şeyler, neşeli olayları çoğaltmalı...  Çoğalıp çoğalıp, çirkinliklerin üstünü örtsünler..

.... 

Çok hoşuma gitti mesela şu haber.  Amerika'da 8 yaşında küçük bir kız çocuğu olan Gabi, 
4 yaşından beri kargalarla yemeğini paylaşıyormuş. Ve kargalar, minnettarlıklarını aşağıdaki gibi incik boncuk taşıyarak göstermeye başlamışlar. 

Kargalar, 4 yaşlarındayken yerlere döke saça yiyerek Gabi'yi gözlemeye başlamışlar. Önce etrafa dökülenleri yemişler, zamanla Gabi yemeğini onlarla bilinçli olarak paylaşmaya başlamış. Kardeşi doğduktan sonra o da katılmış bu paylaşım oyununa... Ve bugün kocaman bir hazineleri olmuş. 
Ne ilginç değil mi? Doğayla iç içe olunca, böyle şeyler yaşamak belki o kadar da şaşırtıcı olmuyordur, kim bilir?





............

Ve şu elbise olayı. Geçen hafta cumaydı sanırım, nasıl oyaladı bizi.  Çok tartıştık aramızda, güldük, hayret ettik. Ben beyaz/ gold gördüm. Bir yandan ayrıştırdı insanları ama bir yandan birleştirdi. Bi dolu insan baktı, beraber güldü. Ben bu elbise olayından ilahi bir sonuç da çıkarttım :)) 
Hani bazı olaylar karşısında, diğer görüşü asla anlayamıyoruz ya, hani bölünüyor, ayrışıyoruz ya... Her şey algı deneyimi ile ilgili belki de. Bir elbise rengini, gözümüzün gördüğünü bile bu kadar farklı algılayabiliyorsak, olayları nasıl önyargıyla yargılıyoruz düşünün... 


...........
Kız gibi yap sen ne yaparsan... O hiç yılmayan kızlar gibi... Seviyorum bu reklamı. 


........

Timehop uygulamasını duydunuz mu? Ben çok sevdim. 1 yıl,  hatta 4 yıl önce bugün ne yapmışsınız, ne paylaşmışsınız görebiliyorsunuz. Facebook, instagram, ya da twitter'da. Güzel şey, şu küçülen paltoyu, o ayağına girmeyen botları ve onların içindeki afacan küçük kızın zıplayışını bir yıl sonra aynı gün yeniden görmek...
Güzel şey... 




























Güzele bakıp, güzeli görmeniz dileğiyle...

Sevgiler.