30 Nisan 2015 Perşembe

Kiraz Mevsimi



Yaz'ın okulunda bi Kiraz Mevsimi modası var. Çocuklar seyredip, çok seviyorlar. İlk başta biz dizi seyretmiyoruz falan dedim, sonra Murphy oldu, benim Kiraz Mevsimi'yle bir işim oldu.

Çekim setine gideceğimiz zaman Yaz'ı da götürsem onun için güzel bir anı olur diye düşündüm.
Şarkılarını falan öyle ezberlemişti ki... Meşhur Öykü ve Ayaz'ı gördü tanıştı, fotoğraf çektirdi.

Başta biz dizi mizi seyretmeyiz diyordum, büyük konuşmamak lazım. Dizinin ortasına düştük :)  

Bu da çok hoş bi' şarkı canım... 



Bu da Yaz'ın yorumu... (Buraya yazdıklarım kendim için, herkes için... Ama çıkış nedeni Yaz için :) 

İleride duymanı istiyorum, öyle kalpten söylüyorsun, sesin bana dünyanın en güzel sesi geliyor kuzum. Benim kulağımla duymanı istedim yıllar sonra... 
Bu arada keşke bu hazırlıklı çekim değil de, senin kendi kendine söylediğin anlarda yakalayabilseydim, onlar çok daha kendiliğinden, çok daha duygu yüklü. )

video

28 Nisan 2015 Salı

Tam diyet yapıcam bi gülme geliyo :)))



Hafta sonu bal-kaymak ye ye nereye kadar. Bu sabah dedim yok böyle olmayacak. Ama tam diyet yapacağım bi' gülme geliyo. Nasıl gelmesin, bi seyredin aşağıdakini: )))



Öhöööm öhööm. Ciddileşiyoruz. Bakın 100 kalori için hazırlanan tabak örnekleriymiş bunlar da. Muz daha fazla olur geldi bana ama... Hadi neyse....

27 Nisan 2015 Pazartesi

Kelebek Çiftliği'ni görmedik demeyin.


Ne zamandır gitmek istiyordum, hafta sonu nihayet Kelebek Çiftliği'ne gittik.
Çok güzeldi, çok beğendim.
Çocuklar da öyle...

Kelebek Çiftliği, Polonezköy yolu üstünde.  
Doğanın içinde. Girdiğinizde önce kelebeğin hikayesini, geçirdiği dönüşümü anlatan bir video izletiliyor ziyaretçilere...

Aynı bölümde, pupalar var camekanın içinde. 
Kelebeklerin çıkış anını bile gözlemlemeniz mümkün.
Sonra da kapalı, sera gibi bir alanda kelebeklerin arasında tura başlıyorsunuz. 

Yaprakların üstündeki yumurtaları, meyve nektarlarından beslenen kelebekleri görüyorsunuz.
Üstünüze bile konuyorlar, harikalar...




Bu da güvenin kozaları...

Baykuş kelebeği...






Seranın arka tarafında da açık havada, Obur Tırtıl Cafe diye bir cafe'si var , çayır çimen üstünde...
Fiyatlara gelince çok uygun olduğunu söyleyemeyiz, ama orayı yaşatmak için sanırım gerekiyor. 
  • Yetişkinler için giriş ücreti 20 TL,
  • Öğrenciler için giriş ücreti 17,50 TL
  • Aile (2 yetişkin & 2 çocuk) 60 TL 
Oralara kadar gitmişken bizim vazgeçilmez mekanımız Polina'ya da uğramadan olmaz, giderseniz, benim için de şöyle kalın bi' dilim ev pastası yemeyi unutmayın e mi? ; ) 




Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!



Soma İçin Bir Olduk:  Anka Küllerinden Yeniden Doğan bir Kuştur...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.



Soma’daki faciada 301 işçimizi kaybettik, olaydan yaklaşık 5 bin çocuk etkilendi. “Benim adım Esma, benim adım Sıla, benim adım Dilara, benim adım Abdurrahman… Biz bir robot yaptık. Grubumuzun adı Anka oldu. Anka küllerinden yeniden doğan bir kuştur.” Bilim Kahramanları Derneği’nin projesiyle çocuklar, bilim ve teknolojiyle meşgul oldular, acılarından biraz uzaklaşıp normal hayata döndüler.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Nisan 2015 Cuma

24 Nisan





















Dünden sonra yarından önce...
Bugün 24 Nisan.
23 Nisan'dan sonra, 25 Nisan'dan önce.
Tam da öyle bir zaman.
Öylece ortada.
23 Nisan'dan henüz çok uzak değil.
Ama 25 Nisan'da ne var?
Belli değil.

Öylece arada...
Arada günler.
Dün için çok geç olmadan
Yarına umutla bakmak isteyenler
Öylece gözlerini ufka dikerler.

Böyle de bir yazı.
Bilmem anlatabildim mi?


17 Nisan 2015 Cuma

Okuyanları seyretmek ne güzel...



Okuyan insan ne güzel. Okuyanı seyretmek, dinlemek, okumak da öyle.
Yaz da yavaştan, fırsat buldukça okuyanlar sınıfına girmeye başladı. Süper gelişme.

Pekiyi bir senede bile çok değişen çocuklar için yaşlara göre okuma planı nasıl yapılmalı? 
Hangi yaş grubu için hangi kitap seçilmeli? Hacettepe imzalı şöyle bir çalışma buldum,

........ 

Sonra aklıma geldi geçenlerde instagram'da bir hesap görmüştüm, yabancı kaynaklı : Metrodo, otobüste kitap okuyan adamlar...   Okuyan insanlar görmek gerçekten motive edici. 

......

Derken aklıma düştü. Ben de bir instagram hesabı açayım : Okuyan Çocuklar  Siz de etiketlerinizle hesaba katkıda bulunsanız, çok sevinirim :) 

.....

Çocuk ve kitap deyince, İyi Cüceler'i anmasam olmaz. Anadolu Yakası'nda tam hayallerimdeki gibi bir kitapçı. Hani Meg Ryan'ın You've got mail filminde vardı ya, sıcak , sevimli, içinde çocuklara kitap okunan... Dev kitapçılara karşı, çok daha sıcak, samimi... Öyle bir yer işte. Sahibi Ece Hanım da çok şeker, pozitif. Giderseniz, selamlar :) 

.....

Aaaa az kalsın unutuyordum, bi site buldum Çocuklara Kitap. Yaş gruplarına göre kitap satıyor haberiniz olsun. 


Hepimize bol bol okuyabileceğimiz, hadi bol bol olamasa da her fırsatta okuyabileceğimiz bir hafta sonu diliyorum.

Sevgiler... 





“ İçerdeki Çocuklara” Anaokulu



Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak zorunda kalan 0-6 yaş arası cezaevi çocuklarının oyun ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi için “İçerde çocuk var” adıyla bir sosyal proje başlatıldı.
Projeyle Türkiye genelindeki 7  kadın ceza infaz kurumundaki anaokullarının iyileştirilmesi amaçlanıyor. Projenin ilk adımı Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle İstanbul Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı.

Çeşitli meslek gruplarından 24 duyarlı vatandaşın gönüllü olarak  yola çıkıp, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı ile bir araya gelerek başlattığı İçerde Çocuk Var adlı projenin amacı,  cezaevlerinde, annelerinin hem yatağını hem de  kaderini paylaşan miniklerin hayatına dokunarak geleceklerine katkıda bulunmak. Proje,cezaevi çocuklarına öğrenebilecekleri, eğlenebilecekleri eksiksiz bir anaokulu ortamı oluşturmak, yeşil alanlar yaratarak doğayla tanışmalarını sağlamak, gelişimlerine uygun yemek hazırlanabilecek mutfak inşa etmek ve dış mekan oyun alanı kurarak cezaevi içinde özgür bir yaşam alanı yaratmayı hedefliyor.

İstanbul Bakırköy Cezaevi’nde başlayacak proje kapsamında, mahkum annelerinin kaderini yaşamak zorunda kalan cezaevlerinin masum çocukları için kaynak bulmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kampanyalar yapılacak. Ayrıca, İstanbul Valiliği’nin izniyle alınan 4528’e gönderilecek SMS’ler ve banka hesap numarasına yapılacak bağışlarla kampanyaya gelir sağlanacak. Böylece, mevcut anaokullarının  iyileştirilmesi ve anaokulu bulunmayan kadın cezaevlerinde de yeni ana okullarının yapılmasında kullanılacak. Hedeflenen anaokullarının çocuklara kazandırılmasından sonra ise proje,  cezaevi çocuklarının dışarıdaki yaşıtları ile eşdeğer eğitim şansına sahip olmalarını sağlamak ve cezaevi yaşam koşullarının iyileştirilmesi için devam edecek. 

İlk adım İstanbul’ da
Türkiye’deki 7 tane kadın ceza infaz kurumunda yaklaşık 5 bin kadın mahkum var. Bunlardan 370 Kadın mahkum, 0-6 yaş arası çocuklarını kendi yatağında yatırarak cezaevinde büyütüyor. Örneğin, İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nde mahkum anneleriyle cezaevinde yaşayan 0-6 yaş arası 53 çocuk var. Bakırköy Cezaevi’ndeki çocukların bir kreşi var ancak bu kreşin de iyileştirilmesi, eğitici oyuncak ve kitaplarla yeniden elden geçirilmesi gerekiyor. Projenin ilk adımı da Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle Bakırköy Cezaevi’nde atılacak.

Oyuncak ve oyun arkadaşları yok
Cezaevinde doğan ya da annelerinin kucağında parmaklıklar arkasına gelen, cezaevlerinin masum çocukları, hayatlarının en önemli evrelerini yaşıtlarının sahip olduğu birçok şeyden yoksun, olumsuz koşullarda geçiriyor. Oyun oynama ve eğitim almaları gereken zamanlarını annelerinin koğuşunda, çeşitli suçlardan mahkum, yetişkin kadın koğuş arkadaşlarıyla geçiren çocukların, bu süreçte yaşadıkları deneyim, hayatlarının sonraki dönemlerini özellikle ergenlik ve gençlik yıllarını ne yazık ki derinden etkiliyor. Koğuşlar kalabalık olmasın diye her koğuşa sadece bir çocuğun konulduğu cezaevi çocuklarının oyuncak ve kendi yaşıtı oyun arkadaşları yok.

“İçerde Çocuk Var” projesi ilk adım İstanbul’da Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı. Tüm mimari ve inşaat hazırlıkları tamamlanan anaokulunun çok yakın bir zamanda tamamlanması hedefleniyor. Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu tamamlandıktan sonra Türkiye’de bulunan diğer Kadın cezaevlerine de anaokulu kazandırılacak. Böylece proje ile cezaevi çocukları,  kreş, oyuncak ve oyun arkadaşlarına kavuşacaklar.

Proje ile ilgili detaylı bilgiye www.icerdecocukvar.com sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bağış için ;
COCUK yazıp 4528’ e SMS gönderilebilir.
Banka bağışı için; Vakıfbank Kadıköy Şubesi, Şube kodu 012 Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı (TL)
TR 94 0001 5001 5800 7303 0490 01

Bilgi : Arife Avcu Çallıoğlu
İletişim Ofisi Halkla İlişkiler Ajansı
 arife.avcu@iletisimofisi.com / 0212 324 80 17








15 Nisan 2015 Çarşamba

İçini döktü öyle de güzel...



Dün içten bi paylaşım yaşadık kızımla.
Üstüme atlıyordu, bişeye de bozulmuştu, hafiften mızıyordu. 
Ayağı üstüme atlarken az kalsın ağzıma çarpacaktı kızım ne yapıyorsun ama diyince, küstü, içeriye gidip ağlamaya başladı.

Bir süre sonra gittim yanına...
Ağlıyor hıçkıra hıçkıra...
Kızım ben çarpacaksın diye dedim. 
Sonuçta kendimi de korumak zorundayım. 

Sen kendini korumak için yapıyorsun ama (hık hık) burada hıçkırıklar var,
ben de bütün gün hiç kıpırdamadan duruyorum. 
Zıplamak, hoplamak, ayağımı havaya fırlatmak istiyorum.
Okulda hiç yapamıyorum.

O an, onu o kadar iyi anladım ki.
O kadar yoruluyordu, ama enerjisini boşaltacak bişey yapamıyordu.

Onun okulda, bizim işte yapamadığımız gibi.

Yorulup, yorulup kinetik enerji yaratmadan...

Sarıldım, anlıyorum seni dedim.
Ama evde zıplayıp, hoplayabilirsin...
Sadece birbirimize zarar vermeyelim.


Çok şükür ki, renkli hafta sonlarımız var birbirimizle olduğumuz. 







14 Nisan 2015 Salı

Çocuklara minik bir mektup...


Siz oynayın çocuklar, canınız çektiğince, her fırsat bulduğunuzda, iki arada bir derede,
gönlünüzce oynayın. Oynama fikri işlesin genlerinize. Oyun çünkü hayat.


Siz, hep dost olun birbirinize... Çocuklar olsun her zaman etrafınızda bir de.
Çocuk oyunu hatırlatır size. Büyüdüğünüzde bile. 



Çocuklar siz, sanatı sevin. Tiyatroya gidin. Hayatın, insanların yansımasını görün sahnede.
Kendinizi, tanıdığınız, tanımadığınız insanları bulun perdede. Anlayın diğerlerini. Zihniniz açılsın farklı pencelere.


Siz, ne zaman fırsat bulsanız atın kendinizi çimlere. Yeşillere... Yorgan gibi yeşili örten, mavililiklere selam çakın. Geçmişteki gülümseyen yüzlere...



Siz okuyun çocuklar. Bazen kaçmak, bazen uyanmak, bazen dirilmek, bazen delirmemek için...


Sizler hayatsınız. Hayatı büyüdükçe kaybetmeyin... Hayatı da büyütün kendinizle birlikte. 

8 Nisan 2015 Çarşamba

"Bugün ne öğrendim?"



















Sevgili Dijle, ilham oldu. Kızına her gün öğrendiği yeni bir şey söylüyor, anlatıyor. Çok benimsedim. Gerçekten her gün yeni bişey öğrenmeli. Ne keyifli. Geçen gün bir söz okudum çok hoşuma gitti İngilizce ama... "I hate study, but I love learning!"

Ciddi şeyler de olabilir bunlar, küçük hayata tat katan şeyler de...  Mesela dün Çin Seddi'nin bittiği noktanın nasıl bir yer olduğunu öğrendim bu fotoğrafla...


Aşağıdaki gibi bir örgüyü yapmayı öğrendim. Hemen de yaptım. Ama fotoğraftaki ben değilim. Pinterest'ten...



























Çocukluğumdan beri yememişim Çılbır yaptım dün. Çılbır'ı ne kadar özlediğimi ve ne süper bi' lezzet olduğunu öğrendim :)

Ve cips girmeyen evimizde cipse özenen kızımın nefsini nasıl körelteceğimi öğrendim.
Aldım lavaşları, küçük parçalara ayırdım.Tuz ve isotla baharatlandırıp, kıtır hale getirdim. Yalancı cips yaptım.

Çok da sevdi.






Hepimize yeni şeyler öğreneceğimiz, ya da hatırlayacağımız keyifli bir gün diliyorum. 
Sevgiler... 




7 Nisan 2015 Salı

Sindirella'dan kalan süper bi' cümle



Hafta sonu Sindirella'ya gittik. Sindirella bildiğimiz Sindirella... Biraz elden geçmiş. Filmde bir bölüm çok hoşuma gitti yalnız. Sindirella'nın öz annesi, bir öğütte bulunuyor kızına. 
Her zaman "iyi kalpli ve cesur ol. İyilik mucizelerle doludur." O kadar hoşuma gitti ki. 2 kelimede neredeyse her şey var. İyi ol, vicdanlı ol, ama hakkını savunacak kadar da cesur ol. Bayıldım.
Onun dışında kızın adı aslında Ella... Yaz dedi ki kızın adı Ella, niye Sinderella diyorlar? Ben de ilk adı Sindir'miş dedim, güldük işte beraber :))




6 Nisan 2015 Pazartesi

Okuma bayramımız vardı hafta sonu

video

Canım kızım, gurur duyuyorum seninle.
4 Nisan'da Okuma Bayramı'nı kutladık. 
Öyle güzeldiniz ki hepiniz...

Hepiniz öyle özel, öyle gayretli, öyle değerli...

Arkadaşlarınla birlikte çöllerdeki çiçekler gibiydiniz. 
Öyle duygulanıyorum ki şu sıralar,
çocukları seyrettikçe...

Harikasınız, harika...

Bize çaktırmadığın halde, geçen hafta çok heyecanlıydın, stresliydin biliyorum.
Ama ne güzel ezberlemişsin... 

Tebrikler güzel kızım... 

Seni seviyoruz tatlım...










3 Nisan 2015 Cuma

Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün buluşuruz...




























Hepimiz birer maratoncuyuz. Yaşamda karşılaştığımız küçük ya da büyük olayların gelip geçeceğini unutmasak, onların yanından bir Forest Gump gibi uzaklaşacağımızı ve defalarca değişeceğini bilsek daha huzurlu olacağız. Ağladığımızda güleceğimizi hatırlayabilsek, daha çok akışa bırakabileceğiz…


Sabah Kayahan’ın ‘insanlıktan uyandığını”*  duydum. 
İçimde bir şey cız etti. İlk gençliğimin sesi, melodisi, güzel sözlerini ilk keşfettiğim insanlardan… 
Yıllar sonra Yaz da bir aslan miyav dedi ile tanıştı onunla... Karşımızda kız kulesi kollarımda sen, bir yemin ettim ki dönemem, la fa la sol, geceler katran karası geceler, mor menekşe.... Ve niceleri...
Hoş bir sada bırakarak yeni boyutuna geçti… 


Bize kattıkları, hissettirdikleri için teşekkürler…

İşte yaşam… Ne telif kaldı, ne şarkını kimin söylediğinin önemi, ne öfkeler, ne kızmalar…
Sadece sevgi ve şarkılar var… İyi ki Nilüfer'le de tekrar buluştular yıllar sonra... 


Ne demişti usta “Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün buluşuruz…” 

Sevgiyle kal...



*8 saniye filminde ölümün ardından edilmiş bir benzetme

2 Nisan 2015 Perşembe

"Sen bana emanetsin."






























Yine koştum geldim, sığındım blogumun sıcak, tanıdık yamacına... Bazı an geliyor, şu an yazmanın sırası mı diyor içimden bir ses. Sonra yazmasa fıttırır insan diyorum... Gelişler gidişler. Ama asıl konu bu değil bugün...

8 saniyedeki bir sahneden bahsetmek istiyordum. Filmin kahramanı Esra, gençliğinden beri etrafındaki erkeklerden hep aynı şeyi duymuş  (Babası dışında) : "Sen bana emanetsin!"
İlk önce kendisini Esra'nın namus bekçisi sanan eniştesi, ilk kocası vs...  Onu yönlendirmek, yönetmek için hep bunu söylemişler. Esra kişisel yolculuğu boyunca emanet durduğu kanatlar altında hep bocalamış, rüzgarın estiği tarafa doğru savrulmuş...

Ve artık dibe vurup, tekrar ayağa kalkarken bir gün... Aynaya baktığını ve kendine seslendiğini görüyoruz. Sen bana emanetsin... Sadece biraz acemiyim, ama başaracağım...


Kızlarımıza yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri bunu onlara öğretmek olur herhalde.

Bu öyle feminist, her şeyi tek başıma yaparım diyen, kimseyi iplemeyen bir felsefe değil. Kadının, kendi sorumluluğunu kendi taşıyabilen, muhtaç değil ama birlikte olmaktan mutlu, tehditkar değil ama güçlü olması...

En basit deyimiyle var 'olması'... Kendini var edebilmesi. Hesabının başkaları üzerinden sorulur olmaması...

Bütün çocuklarımız için dileğim bu...