30 Ekim 2015 Cuma

o zaman dans, o zaman renk...


Bir ülke, bir gelecek hayal ediyorum. 

Sokaklarında güzel müzik çalan, iki adımda doğaya varılan, 
yeşili bol, kitap okuyanı bol, sokaklarda kedileri mutlu,
çocukları güvende, gazeteleri özgür, 
gündeminde sanat, bilim, ruh besleyen şeyler...

Mesela sokaklarında hikaye dağıtan makinalar... Şöyle

Kitap otelleri olsa böyle... 

Sokaklarında tango yapanlar, cafelerinde seyredenler,
şiir okuyanlar olsa... 

Çok mu fantastik? 

O zaman vals, o zaman renk... Madem... 



27 Ekim 2015 Salı

Saçlarının tellerine takılmış uçurtmalar

Bazen ıslak tellerinde uçuşur kelebekler...


İlmek ilmek örülür sıcak sabahlar...



Bazen eğlendirir...

Bazen buluşturur, destek verir saçlar... 


Saçın olmadığı yerde keltoştan öpücük verilir :) 


Bazen tararken kafa karışıklığı da çözülür...


Saçlar, saçlar... Sevdiklerinin her teline şükrettiğin, dua ettiğin saçlar... 


26 Ekim 2015 Pazartesi

Babam görseydi...


Babamı 2000 yılının soğuk günlerinden birinde kaybettik. Hani o girdiğimizde bütün dünyanın değişeceğini sandığımız, o geceyi nasıl geçirsek diye planlar yaptığımız 2000’in  yılbaşında…  O yılbaşında hastanedeydik. Gitmesin diye dua ediyorduk.
25 Ekim onun doğum günüydü. Bugünümü, yarınımı, kadınlığa bakışımı, değerlerimi onun beni/bizi böyle başının üzerinde taşımasına borçluyum. Annemle beraber tabii…
2000’den bu yana 16 yıl geçti. Babasının minik kızı olarak, gördüğümü, duyduğumu onunla paylaşırdım. ( O yüzden eksikliğini daha da derinden hissediyorum) Hayat görüşüne çok önem verir saygı duyardım. Ecevit aşığıydı. Evde politika hep konuşulurdu, aslında politika gibi değildi, memleket meseleleriydi. Her görüşü sayardı, hiçkimsenin dedikodusunu yaptırmazdı. Hukukçuydu. Öyle de iyi bir hukukçuydu ki, hem mesleğinde çok iyiydi, hem de yüreği kocamandı. Parası olmayanlardan ücretleri portakal ve patatesle almaya başladığımız 80 sonrası Ankara’sından İstanbul’a gelmek zorunda kalmıştık bir aşama sonra…
Bugünlerde sık sık şunu düşünüyorum. Bir an geri gelse, zamanda yolculuk şeklinde. Bu kadar yılda, neler değiştiğine inanamaz herhalde. Ne hukuğun geldiği duruma, ne paralel maralellere, ergenekonlara, balyozlara, Gezi’ye, Atatürk’ün nerdeyse suç unsuru sayılmasına hangisini sayayım ki…
Gelse diyorum, görse… 16 yılda ne kadar çok değişilebildiğine inanamaz. Şaka sanır.

20 Ekim 2015 Salı

Canlar bir olmalı



Bu fotoğraf, bir petshop'tan... Gözlerimi yaşarttı. Kendi ayrı bölmelerinde, tek başına yaşayan bu canlar, aralarındaki separatöre rağmen sıçrayıp, birbirlerine sarılıyorlar. Birbirlerine sevgi gösteriyorlar. Çünkü nerede olursa olsun, can can'a muhtaç, can canı istiyor, arıyor. 
Sistemi, sınırları, dayatılanları unutun... 
Gelin canlar bir olalım, bir! 

Temsili Türk ailesi


Anne ve baba dehşet ve üzüntü içinde olanları izlerken, 
çocukları bunları hiç bilmesin, dehşeti görmesin diye çabalıyor.  

9 Ekim 2015 Cuma

2 yıldır teyzeyim ki ben!


İyi ki doğmuşsun küçük kuzu. 
Yaz'ın küçük kardeşi, tatlısı...
Hep mutlu ol e mi? 

7 Ekim 2015 Çarşamba

soğuktu ve yağmur çiseliyordu...





Dün yine bir çekim günüydü. Beykoz civarlarında biraz dağbaşında diyebileceğimiz bir evde çekim yaptık. Dışarıda fırtına, şimşekler, elektrik kesintisi falan, maceralı oldu.

İnsanlar evlerini böyle reklam ve dizi çekimlerine kiralıyorlar biliyorsunuz.
O sebeple, her çekim başka bir hayatın içine kaçamak bir bakış gibi.

Duvarlarda eski fotoğraflar, eski kitaplar, penceresinde çiçekler...
Değişik bir duygu oluyor. Çekim güzel geçti, komik bir film geliyor ; ) 



Geç gittim eve tabii. Gittiğimde kuzum uyumuş, ama banyonun ışığının yanmasıyla gözlerini yarım 
açtı, hoş geldin anne dedi. Ben bu kızı yağmurlu bile olsa günümü yaz yapsın diye doğurmuşum ; )

Sabah uyandığında fotoğrafları gösterdim, baktı fotoğrafta teyzesi.
Kendini unutmuş, kuzenini düşündü.
Aaaaa minik ne yapmıştır dün annesiz dedi.

Büyüyor kızım... 




5 Ekim 2015 Pazartesi

Fıstık gibi araba, fıstık gibi insan


Cadde kenarına dizilmiş, siyah, beyaz ve gri arabaların arasında Antep fıstığı gibi çapkın çapkın gülümsüyordu. Zaten rengiyle ben buradayım diyordu. Sonra camına yapışık olan Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu fotoğrafını gördüm. -ki bayılırım ikilinin filmlerine… Camın köşesinde de, küçük bir vantilatör vardı, klima yerine. Sonra yanına gitmek istedim. Gittiğimde daha da güzelini gördüm.
Mutlu yarınlar için herkes kitap okusun. Kitap okumak isteyen herkese ödünç kitap verebilirim.
deyip, telefon numarasını yazmıştı. Ne güzel insan di mi?

Bayılıyorum spontan eğlenceye


Bazen gülüp, eğlenmek için bi dolu plan, ayarlama yaparsın. Bazen de işte böyle anlık eğlenceler olur. Ne de güzel olur.  Boya badanadan sonra evin dip köşesi ortaya dökülünce, bir yerlere saklanmış bu BRAVE (Merida) peruğumuz da ortaya çıkmış, bi güzel azdık, eğlendik, ne de yakıştı bücürüme... Fırlama mı ne kendisi... 

video



Kendin Yap(ama)! Don't do it yourself...

Ikea'dan sonra alıştık, küçük çaplı mobilyaları alıyor, evde kendi kendimiz monte ediyoruz. 
DO IT YOURSELF (kendin yap) ekolü, ekonomik de olması nedeniyle hızla yayıldı. Ikea'nın ardından sıra sıra yeni firmalar da, bu tarz satışı artırdı. Sadece demonte paketi satıp, ekonomik bir çözüm oluyor. 

Ama yaşadığım bir şeyi paylaşmak istedim. Koçtaş'ta gördüğünüz şu çok basit komodini beğendim, online sitesinden aldım. Montaj ister misiniz? bir seçenek. Ama bakıyorsun, böyle de satıldığına göre, şuncacık şeyi kuramayacak mıyım diye düşünüyor insan. Ikea'dan aldığımız koskoca kitaplık ve masayı kurmuştuk ne de olsa. 

Neyse, paketler vakitli geldi, güzel, sevindim. Paketleri bir açtık. Dandirikten bir kağıt. Nerenin nereye takılacağı bilmece gibi. Hani Ikea'nınkinde parçalar numaralıdır, her detayın yeri bellidir ya, 
hiçbir şey belli değil. Şu ortaya çıkmış haline bakmayın, 10 parça tahta gelince elinize öyle bakakalıyorsunuz. Sonra ayakların yeri yok, herhalde diyorum yanlış geldi. Kendimiz deldik matkapla ayak yerini...

Kendimiz derken...  Tam olarak kendimiz değil. Birini çağırdık dışarıdan, usta. Deldi, etti, bilmemne...  2 saatte çözmeye çalışarak, yaptı. Yani güzel modeller var, almayın diyemeyeceğim Koçtaş'tan, hobi olarak gene alın : ) Ama daha önce bir deneyiminiz olmadıysa, kendiniz kurma konusunda, ona göre karar verin. Ya da montajı da isteyeceğinizi hesaplayın, derim. 



2 Ekim 2015 Cuma

Cumanın favorileri





İnsanları anlayabilmek için hikayelerini bilmek önemli. Hikayelerini bilmek için de yakınlaşmak gerekiyor. Linkteki örnek tam da buna işaret ediyor.
Sınıfında hep aynı çizmeleri giydiği için sinir olunan eleştirilen, çocuğun hikayesini öğrenince bütün sınıfın bakışı değişiyor. Meğer o çizmeleri, babası ölmeden önce onu hatırlatması için almış. O yüzden hep aynı çizmeleri giyiyormuş. Tanıdıkça kızdığınız insanları anlayabilirsiniz belki... 

Tık tık. 


Demans köyünü duydunuz mu? Hollanda'da burası. Demans ve Alzheimer hastalarının yaşadığı bir şehir tasarlamışlar. Böylece hastalar evde tıkılıp kalmıyorlar, açık bir şehirde istedikleri gibi dışarı çıkabiliyorlar. Alışveriş yapıyorlar, sohbet ediyorlar, kaybolmuyorlar.





Disney'in korku filmi gibi bir versiyonu. Daha Disney'e gitmeden, buraya gitmek istemem. Tık tık. 




Afrikalı gençler, Afrika'yı çok yanlış tanıyorsunuz diye, dünyaya bambaşka Afrika'yı tanıtmak istemişler, #TheAfricaTheMediaNeverShowsYou hashtaginde çok farklı bir Afrika bulacaksınız.
Tık tık



İyi hafta sonu tatilleri dileğiyle... 

1 Ekim 2015 Perşembe

Ne filmdi...


























Interstellar (Yıldızlarası) filmini izledik geçen gece. Resmen dağıldık. Dünyanın küçüklüğü, evrenin büyüklüğü karşısında titredim bir kez daha. Abuk sabuk şeylerin ne kadar anlamsız olduğunu düşündüm. Hassas bir ipte dengede durur gibi dönen dünyanın geçiciliği karşısında ürperiyor insan...

Çok küçük resimlere bakıyoruz. Büyük, çok büyük resme bakabilsek, görebilsek...

Filme gelirsek...

Dünyada yaşam koşulları giderek zorlaşmaktadır. Daha da zorlaşacak, hatta son bulacaktır. Bunu engellemek için bir grup astranot, çok özel bir projeyle yaşayacak yeni gezegenler bulmak için yola çıkarlar. Tabii özel hayatlarını görürüz hepsinin. Biri küçük kızını bırakır, biri yaşlı babasını... Tabii kara deliklerle karşılaşırlar, yanlış gezegenlere uğrarlar ve dünya yılıyla küçük bir adımda 30 yıl kaybederler mesela. Ana karakterin kızı büyür bu arada... Ve misyonu yerine getirirken 5. boyuttan (!)  varlıklar yol gösterirler ve finale yakın bir bölümde zamanın tanımlandığı bir sahne var ki çok çok acayip... İnce ince tellerden oluşan bir alana düşer adam... KÜçük kızının her yaşındaki tüm zamanlar boyutlu bir şekilde karşısında durmaktadır. Ve geçmişe müdahale ederek, geleceği kurtarır kahramanımız. Karışık olduğu kadar düşündürücü bir zaman sahnesi...

Üstüne Mars'ta da su bulunduğu açıklandı. Biraz evrenin büyüklüğüne açmak lazım, gözü, gönlü, zihni...