30 Aralık 2015 Çarşamba

Yeni yılda...


Allah dünümüzü aratmasın, enerjimiz bol, sağlığımız yerinde olsun, 
hayırlı olan her türlü bolluk hayatımıza aksın.
Sevdiklerimizle aramız hep sıcak, öfke, kin, kıskançlık, bizden uzak olsun.
Hayalini kurabildiğimize gücümüz yetsin.
Gücümüzün yettiğini hayal edebilelim.
Karşımıza fırsatlar çıksın,
çıktığında tanıyabilelim.
Telefonumuz iyi haberler, sohbetler için çalsın.
Kendimize, aşkımıza, kuzularımıza, arkadaşlarımıza vakit kalsın.
Yaratıcılığımız bol olsun, emeklerimiz karşılığını bulsun.
Yanlış anlaşılmayalım, yanlışa düşmeyelim.
Şefkat olsun, vicdan olsun...
Etrafımızda yaşam enerjisi saçan gülüşler dursun.
Arayalım, aranalım, gülelim, güldürelim.
Kuzular mutlu, aileler huzurlu olsun.

YENİ YIL ŞANSLI, MUTLU, ÇOCUKLU OLSUN. 

2016 bizim yılımız olsun... 

29 Aralık 2015 Salı

Hayat acemilikleri ustalığa çevirme sanatı



Bir şeyin acemisi olduğunda dünyanın en zor işi görünür sana.

Bu sabah okulda kermes olduğundan okula para götürecekti Yazkızım. Hesapladı istediklerine göre yanına kaç lira alacağını... Alacağı şeyler, 7,5 lira, 3,5 lira falan... Birden gözünde büyüdü, bütün parayı bozdurmak, paniğe kapıldı. Ya tam ve doğru alamazsa diye. Ağlamaya başladı. Bana ayrı ayrı bozuk para verin diye...

Bir şeyi ilk yapmak, ilk defa alışveriş yapmak, para bozdurmak, ilk defa sınava girmek, ilk defa bir sınıfa girmek, üniversiteye ilk defa adım atmak, ilk defa trafiğe çıkmak, ilk yemeğini yapmak, ilk konuklarını çağırmak... Hayat bunlardan oluşuyor ve insan bunları öcü gibi görüyor.

Mesela ben ilk arabaya kullanmaya başladığımda hiç kırmızı ışıklara yakalanmamaya çalışıyordum, durup, ya arkamdan korna çalarlarken heyecanlanır, hemen kalkamazsam diye... Öyle işte... Oysa alışınca gözün kapalı yapıyorsun...

Geçenlerde de, aikido'da takla atamıyormuş diye nerdeyse vazgeçecekti gitmekten... Çalıştık sonra atabildi.

Velhasıl hayatın, acemilikleri ustalığa çevirme, hamlığı olgunluğa doğru pişirme sanatı olduğunu unutmamalı, pes etmemeli... Hangi yaşta olursak olalım... Birbirimize cesaret verelim. Bilenler, bilmeyenlere yardımcı olsun. Deneyimi olanlar, olmayanlara ışık tutsun...



28 Aralık 2015 Pazartesi

Yeni bir yıla doğru...


Kızım, yaş dediğin nedir ki...
2 basamaklı birkaç rakam seni engelleyen parmaklıklara dönüşmesin, izin verme...
Kimseye, bu yaştan sonra... diye başlayan cümleler kurdurtma, kurma...

Giyeceğini, isteklerini, hayallerini öğretilmiş kalıplara feda etme...
Kaç yaşında olursan ol, YAŞA! 

Bak, sana bi' örnek. Bu hafta sonu rastladım, 87 yaşında bir instagram fenomeni, Baddie Winkle...
Bayıldım, bayıldım, bayıldım! Umut veren her şeye bayıldığım gibi...
Louise Hay de böyledir, hele onu mutlaka izle... 

Baddie Winkle'ın hikayesi bu linkte. Mutlaka takip etmeli...


(Kızım sana söylüyorum, dostlar siz anladınız ; )




18 Aralık 2015 Cuma

Cumanın favorileri







Dün akşam, evde bi takım etkinlikler yaptık. Yaparken birden aklına geldi, anneee youtube kanalı açalım dedi. Şimdi hatunun bir youtube kanalı var. 


Gelelim cumanın favorilerine...
............


Diyelim diyettesiniz, elma mı yeseniz daha iyi, armut mu? Hangisi daha kalorili? Karşılaştırmak için harika bi sayfa... 2 yiyeceği yazın, karşılaştırın.

....................

Cumanın 2.favorisi bir hikaye bayıldım.

Bir kafes ve 5 maymunla başlıyor hikaye, ya da deney. Kafesin içinde 5 maymun, yukarıdan asılmış muzlar ve altında da bir merdiven var. Çok geçmeden maymunların bir tanesi muza doğru yöneliyor. O muza yönelir yönelmez, diğer maymunların üzerine soğuk su sıkılıyor, sırılsıklam ıslanıyorlar.

Bir iki defa bu tekrarlanıyor. İçlerinden muza yönelen oldu mu, kalanlar ıslatılıyorlar. Bir süre sonra, maymunlar içlerinden muza yönelen oldu mu ona saldırıp, engellemeye çalışıyorlar. Zaten kimse muzlara yönelmiyor, dayak yememek için.

... Sonraaaa içlerinden biri dışarı çıkartılıp, yeni bir maymun konuluyor. Yeni maymun saldırıdan habersiz olduğundan muza yöneliyor, diğerleri onu hırpalıyor. Tek tek bütün maymunlar, dışarı alınıp, yerine yenisi konuluyor. Bir süre sonra su sıkılmasını hatırlayan tek maymun bile kalmıyor içeride. Ama muza yönelen herkese saldırmaya devam ediliyor. Kimse neden saldırdığını bilmiyor aslında.

Çok çok enteresan değil mi? Öğrenilmiş çaresizlik gibi bişi...


..................

Bir kızın babasında ihtiyaç duyduğu 7 şeyi yazmışlar  şurada
: 1. Onun hayatına, hobilerine dahil olması.
2. Güzel bir evlilik modeli sunması. 3. Onu desteklemesi. 4. Kendine güven yaratması, cesaretlendirmesi. 5. Koşulsuz sevgi 6. Ruhsal rehberlik 7. Pozitif rol model olması.

..............

Gün içinde hiç ama hiçbir şey yapmadan, telefona da bakmadan durduğunuz oluyor mu? Bakın burada 2 dakika durma egzersizi var : ) Hadi deneyin.

.............

İyi hafta sonları...



17 Aralık 2015 Perşembe

Süper di mi?


Yoğun bir hafta sonunun ardından ateş ve öksürük geldi. Dün doktora gittiğimizde, çok mu yoruldu, üşüdü mü vs. derken, 
çok hoş bi şey söyledi : "Hastalıklar geçer, ama çocukluk bir kere yaşanır."

Süper di mi? 

14 Aralık 2015 Pazartesi

Turuncu bir balık


Şu gördüğünüz arkadaş hakkında yazacaklarım.
Cumartesi dışarıdan geldik. Normalde burada değildi yeri, burası salonun en gözüken noktası.
Onun kavanozu biraz daha kenarda köşede kalıyordu.
Bi bakayım şuna dedi içimden bir ses.
Baktım yan yatmış suyun üzerinde.
Tanıyorum bu yatışı... Daha öncekilerden...

O kadar fena oldum ki. Gitti gidiyor, gözümün önünde... 
Gittim suyunu değiştirdim, kavanozuna sarıldım. 
Okşadım camın dışından.

Sonra birden nerden aklıma geldiyse
B vitamini geldi aklıma. İyi geldiği çalındı bir yerden aklıma.
 Normal bizim içtiğimiz B vitamini tableti... 

Suyun içine attım. Sabah korka korka baktım. onu suyun üzerinde hareketsiz bulacağımdan korkmuştum.
Aman Allahım, canlanmıştı. Yüzüyordu. Aldım onu gözümün önüne. Giderken gelirken seviyorum kavanozunu...

Nası mutluluk! Allahım mucizelerinden eksik bırakma bizi. 





11 Aralık 2015 Cuma

Cuma postası nostalji kokuyor bu hafta


Bazen eskiden kullandığın kahküllerini özlemek, eski bişeyleri özlemektir belki de.
Mesela Adile Naşit sana uykudan önce masal anlatsın istersin yine...



Babanın rakı sofraları burnunda tüter. 


Bahardan kalma bir günü özlersin. 

Bazen eski Sezen'i...



Belki de içindeki o küçük kıza sarılmak istersin... 
Bazen eski bir şarkı götürür seni eskiye...
bazen bir parça perçem...




Olsun nostalji de iyidir bazen...

Her güne şükreder, devam edersin...






4 Aralık 2015 Cuma

Eller üzerine güzelleme



Bazen elinden bişey gelmez. Bazen elini kaldırıp da tutamazsın... Parmağını bile oynatamazsın. Bazen her şeyin elinde olduğunu, yaşamın iplerini elinde tuttuğunu unutursun. Bazen de tam tersi sımsıkı tutmaktan yorulursun. Elini tutsunlar istersin, tutmazlarsa bozulursun. Yaşama dokunmanın  kıymetini anlarsın. Elim sende dersin hayata inançla.

Fotoğrafın yazıyla hiçbir alakası yok, belki de var bilmiyorum ki... Bu öğlen gördüm çektim.
Şöyle dersem bağlanır mı acep, hayatın tekeri dönerken, durup mola verip, bi çay içmek gerek belki....

3 Aralık 2015 Perşembe

Biraz....

Her şey biraz oluyor bazen...




kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize

kim sevmezdi çiçekleri filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan” dedi

bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım
yazdım, yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz

biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bügünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz

ii.

umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sesszce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!

hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kara gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte

rakı doldurun! eksilmesin

iii.

bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik 
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz

hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum

kahrol, kahrol!
diyorum

iv. 

geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim

ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;

geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz

v.

kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz

bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz

vi.

haydi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur, yine eksildik biraz