29 Şubat 2016 Pazartesi

Kızıma verebileceğim en güzel armağan(lar)

Beynimize yüklenen programlarla hareket ediyor çoğumuz. Birçok tepkimiz, alışkanlığımız fark etmediğimiz sürece o programların eseri... Çocukları korkak büyüklere dönüştüren o programlar.




İşte o yüzden, kızıma verebileceğim en güzel armağan(lar) :


-Koşarsa düşeceğine inandırmamak. ( Koşma düşersin ne demek yahu, nasıl bir büyüdür, nasıl bir beyin yıkamadır!)

-Üşürsün, hasta olursun inancını yüklememek. (Bu da bir büyü!)

-Öcülerle korkutmamak.

-Hiçbir şeyle korkutmamak.

-Ne olursa olsun yanında ailesinin olduğunu bilmek

-Değişmemek matah bişey değil, esnek olmak hayatı kolaylaştırıyor bilgisi.

-Küçük düşmek, hakaret edilmesinin sonucunda rezil olmak... Bunlar illüzyon, bunlar sana ait değil.

-Değerini hiç kimseyle, hiçbir şeyle, hiçbir sınavla ölçmemek.

-Sevildiğini bilmek.


Negatifleri kızımın beynine yüklemeden, ona güç verecek olanları yükleyerek büyütebilirsem, en güzel armağanı vermiş olacağım :) 

Bulent Uran neler anlatıyor bi dinleyin: 

http://www.drbulenturan.com/?pnum=342&pt=Ba%C5%9Fkalar%C4%B1+Ne+der

Mutlu 29 Şubat'lar...


Cumartesi günü çok eğlendiler, azdılar, dans ettiler, atladılar, zıpladılar, anılar biriktirdiler ve terlediler ve ateşi çıktı. Ama neydi, ateş geçer, çocukluk bi daha geri gelmez.

Bugün 29 Şubat. 4 yılda gelen kıymetli gün. Aslında her özel günü 4 yılda bir gelecek gibi kutlasak, doya doya... Sindire sindire.. Bonus olarak gelecek yıl gene gelse :)

19 Şubat 2016 Cuma

Daha çok alfa lazım bize...


Metin Hara'nın YOL kitabını okudunuz mu? Ben ilk okuduğumda, özellikle bilimsel açıklamalar getirdiği kişisel gelişim yolunu beğenmiştim. Dün bir sohbetine katılma, dolayısıyla da o fikirleri tekrar dinleme, hatırlama fırsatım oldu.

Metin Hara, kitabın başında beyin dalgalarından bahsediyor. Özellikle alfa ve beta halinden... Doğadaki canlılar, hayatta kalmak, kaçmak ya da yakalamak zorunda olduklarında, korktuklarında "beta" durumuna geçiyorlar. Yani stres altında ve gergin oluyor vücutları... Çünkü ancak bu durumdayken kaçıp, kurtuluyorlar... Ama bu 'hal' günde sadece 15 dakika için geçerli. Ondan sonra güvende hissedilen alfa haline geçiliyor, geçilmeli. Mesela doğada olduğumuzu düşünün, bir kaplan varsa etrafta, beta durumuna geçip, canımızı kurtarmalıyız. Ama etrafta kaplan yokken hep beta'da olmak... Kendimize ihanet gibi bişey.

İnsanlar stres altındayken, şehir hayatında stres altında olduklarında, korktuklarında vücut bir kaplan görmüşüz gibi betaya geçiyor. Oysa, sağlıklı olmak, sağlıklı kararlar almak için "güven" sahasında yani alfa'da olmak gerekiyor. Beta'da insanlar sürekli saldırgan, çünkü kendini korumaya çalışıyor. Trafikte, sokakta, işyerinde, yönetimde... İnsan vücudu sürekli olarak betada olmak üzere tasarlanmamış... O yüzden daha fazla alfa'da kalmayı öğrenmeli...

Mesela günde 10 dakika nefes çalışması yaparak... Gözleri kapayıp, derin nefesler alarak geçirilen 10 dakika, her gün yapıldığında daha çok alfada kalmayı sağlıyor.

Ve bu arada siz alfada oldukça etrafınızda daha çok alfa toplaşıyor. Betada olanınsa daha çok beta...

Ne günlerden geçiyoruz, alfanın betanın sırası mı diyorsanız, belki de tam sırası... Duyarsız, duygusuz, vurdumduymaz olmak değil, dalgaların üzerinden aşmak için...

24 saat içinde kendiniz için 10 dakikanız yok mu?

Alfada buluşalım...

17 Şubat 2016 Çarşamba

Günaydın güzellikler


Ne güzel bir seri olmuş. Güzel şeylerden oluşan bir nostalji serisi. Güzel şeyler değişmesin, Haydarpaşa kalsın, Artvin doğası kalsın, kalmalı... 

Bazı şeyler altından, ranttan, yattan, kattan değerli. illa gidince mi anlamımız gerekiyor? 

15 Şubat 2016 Pazartesi

Güzel...


Okuduğum kitaplarda, sonradan hızlıca bakarken görebileyim diye altını çiziyorum.
Hatta kalemsiz okuyamam gibi bişey.

Sabah kitabı çevirirken, bi baktım, çizdiğim satırların üzerinde bir güzel yazısı...
Kuzum, bakmış, okumuş "güzel" yazmış :) Güzel sürpriz oldu bana...

Kitabım ne mi idi? Dreamer ve Sen... 
Tanrılar Okulu'nu okuduysanız bilirsiniz, Dreamer'ı...
Dreamer der ki; 
"Dünya ve başkaları diye bişey yok.
Hepsi senin içinin yansıması.
İçini yansıtır, ona da dünya dersin."

İyi haftalar Düşçü'ler :) 


11 Şubat 2016 Perşembe

Evin yeşil elmacısı


Her akşam yemek sonrası yeşil elma yer... 
Bizim için yeşil elma demek o demek.

Evin babasından bahsediyorum.
10 gün olmayınca, sembolik elma koyduk koltuğuna.
Sonra da fotoğrafını yolladık ona. 
Komiğiz biraz. :)

Nasıl da hiç farkında olmadığımız seramoniler var, 
çocukluktan hatırlanacak birer anı hepsi.

Hadi babası çabuk gel, elma çürümeden ; )

(hahhaaaa orada tutarmışız, çürüyene kadar di mi, içinden geçiren olmuştur, neeee elma orada bekleyecek mi diye) 

5 Şubat 2016 Cuma

Cumanın favorileri



Notlar bulmak, kalpler görmek, sevgi sözcükleri ne güzel şeyler... İnsanın kolayca alışıp, hep fazlasını isteyeceği güzellikler :) Haftamın favorilerinde hep olsunlar, o notlar...


























Hepimiz frekansız... Titreşimlerden oluşuyoruz. Gitar teli gibi... Ne kadar çok titreşirsek, o kadar frekansımız yükseliyor. Frekansızımızı yüksek tutmak için güzel müzik dinlemek, duygusal olarak dengede kalabilmek, iyi yönünden bakmak, meditasyon, ibadet ne iyi geliyorsa onu yapmak bazı yollar...  Bi de bazı esansları koklamak frekansımızı yükseltiyormuş, en iyi gelenlerden biri de gülyağı esansı...  Gerçekten çok rahatlatıyor. Gül yağı, gül suyunun kutsal olaylarda ikram edilmesi belki de bundandır kim bilir? Tık tık. 























O beli kıldan ince Barbie'ler çok tartışma yarattı yıllardır. Üretici firma, artık daha fazla bu eleştirilere dayanamamış, her tipte barbie üretmiş sonuçta. tık tık. 













Daha önce de bi yerde okumuştum, oturmaktansa ayakta durarak daha iyi öğreniliyormuş. Bu da ayrı bi yöntem. Tık tık. 

























Pastaların güzelliği nedir? Ve de yaratıcılığı... Tık tık. 

Bir haftanın favorilerinin sonuna daha geldik. Haftaya görüşmek üzere :)

4 Şubat 2016 Perşembe

Özür dilemeyi öğretirken dozu kaçırmamalı



Sandığınız gibi bu yazıda çocuklarımıza özür dilemeyi öğretelim demeyeceğim. Özür dileyebilmeyi öğretelim, ama gerektiğinde... Geçen gün kızımla şöyle bişey konuştuk, anne dedi, ben haklı olduğumda bile biriyle barışmak için özür dilemek zorunda kalıyorum, niye ben hep özür diliyorum! 

Bi an dehşete düştüm. Hayır kızım dedim, eğer hatalı değilsen, özür dilemek zorunda değilsin. Kesinlikle...  Haklı bile olsan, barışmak için adım atabilirsin ama özür dileyen olmak şartıyla değil.

Burada biz ana-babalara da çok şey düşüyor. Çocuklara gereksiz yere özür diletmeyin, küskünlük, kızgınlık anlarında hep onun alttan almasını beklemeyin.

Bugün size, yarın dünyaya hep alttan alan olmak da bi yere kadar...