26 Ağustos 2016 Cuma

Cumanın favorileri



Stanford Üniversitesi eski dekanı ve New York Times’ın çok satanlar listesinde yer alan “Bir Yetişkin Nasıl Yetiştirilir” kitabının yazarı Julie Lythcott-Haims, 18 yaşındaki bir gencin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini sıralamış. Mesela: 
" 18 yaşındaki biri kendi ödevlerini, iş yükünü ve son teslim tarihlerini kendisi yönetebilmelidir."
"18 yaşındaki biri başkalarıyla ilişkilerinde yaşadığı sorunları çözebilmelidir."
Bunların çoğunu koca adamlar yapamıyor! Maalesef... 
O yüzden helikopter ebeveynliğin zararlarını anlatıyor şurada. Tık tık. 
18 yaşına kadar başka hangi özellikleri kazanması gerekiyor bir bireyin yazının devamı için tık tık. 



Sıcakların da etkisiyle başağrısı çeken çok. Su kaybından da kaynaklanıyor. 
Şurada başağrısına iyi gelen yiyecekler var. Ben bazılarına şaşırdım doğrusu.



Hayalimizdeki eğitim için Finlandiya'ya mı yerleşsek
arkadaşlar? 





Legolarla yaratıcılığın sınırlarını zorlayan adam! 


Bir güzel uygulama, bu da Hollanda'dan...
Okula giderken pedal çevrilen servis :))

 ,

Güzel şeyler görmek, duymak dileğiyle...
İyi hafta sonları... 







25 Ağustos 2016 Perşembe

Bir şey okuyorum, bütün insani yerlerim acıyor.
Bir yazarın hapishanede yaşadığı muameleyi okuyorum mesela... Diyabet hastası olduğu halde, ilaç verilmediğini, yatağına idrar yapıldığını, havalandırmaya çıkartılmadığını söylüyor, başka bir haberde 9 aylık bebek yazıyor, zaten her yerde savaş haberleri var.
Duyarsız kalmamak, değiştirebileceğimiz şeylerde çaba harcamamız gerekmekle beraber....

Yaşıyoruz, nefes alıyoruz, güçlü kalmalıyız...
Müzik dinlemeli, okumalı, arkadaşlarımıza, ailemize sarılmalıyız...




23 Ağustos 2016 Salı

Vizyon-misyon


Çocukların özgür düşüncesi, her şeyi yapabileceği konusunda sınırsızlığı bi harika! 
Bir müşterimizle ilgili sorunlar yaşadığımızı duyunca, bir şirket açacağını ve reklamlarını bize vereceğini söyledi. Ve şirketin vizyon, misyon cümlesini yazdı! 

Tabii onun vizyon, misyon cümlesi olduğunu bilmeden... Bu çocuklar doğuştan her şeyi biliyorlar sanırım. 


Ve bu sabah çok enteresan bir tesadüf oldu. İşyerinde asansörün başında bekliyordum, 
bir kızla günaydınlaştık. Bir an nereden tanıdığımı algılayamadım, sabah mahmurluğu...
Aaa dedi, siz burada mı çalışıyorsunuz, birden ayıldım, Budva turundaydılar ailece... Çok tatlı bir sürpriz oldu sabah sabah... Asansör yolculuğumuz boyunca, Allah Allah deyip gülüştük:)))

Birkaç hafta önce de, bloglardan çok sevdiğim biriyle aynı binada çalıştığımızı anladık.
Bu bina neymiş böyle acaba daha kimler saklıyor içinde :) 


19 Ağustos 2016 Cuma

Cumanın favorileri ve minnak ayak parmağım

foto:KOTOR 

Dün gece salonda uyuyakalmışım, kendimi yatağa atarken küçük parmağımı yatağın köşesine vurdum. Sabah bi kalktım, ağrı devam ediyor, şiş ve morarmış...

Kırıldı herhalde diyerek, doktora gittim, film çekildi, doktor kırmayı başaramamışsın dedi. Ama küçük bir çatlak var. Diğer parmakla sabitleyecek şekilde bantladı. 
Bir şey öğrendim. Küçük ayak parmağı kırılsa bile aynı şey yapılıyormuş. Yani çok yapacak bişey yok. Ama küçük parmak vakası çok oluyor anlaşılan... Çünkü röntgen çekilirken, ah bu küçük parmaklar dedi görevli... Benim miniş, minnak tatlı, küçümen parmağım... Çatlak seni...

...........

Gel de yoganın faydasına inanma, 85 yaşındaki teyze sırtındaki kamburdan 
yoga sayesinde kurtulmuş.

.............

Darülaceze'den 1 haftalık iken Ahmet Can'ı evlat edindiler. Sonra otizmli olduğu anlaşıldı.
İsterseniz, geri getirin dedi kurum... Ama o artık Ahmet'in babasıydı, geri vermek şöyle dursun,
oğlu için bir gelişim merkezi açtı. 

...................

foto:pinterest


Çocukların mutlu olmak için ihtiyacı olan 3 şey:
•İlgi alanı (hobiler vs.)
•Anlam (çevresindeki dünyayı düşünme, gönüllü olmaya teşvik)
•Şükretmek
•Egzersiz yapmak...

Detaylar için tık tık. 

......


Hollanda bisiklet şehri... Ve cennetimiz cehennem olmasın diyerek, şimdi bisiklet bakanı seçmişler :)
Başka cins bişey bunlar... Tık tık. 


..............

foto:pinterest


Hepimiz iyi kötü minimalizmin hakkımızda hayırlısı olduğunu düşünür olduk, peki nasıl yapacağız?
Severek okuduğum bir site, bunu maddelemiş, belki faydası olur.  Tık tık. 
.......



Instagram'dan takip ediyorum, dünya tatlısı... Uganda'ya gidiyor, çocuklara şifa oluyor,
burada doğurttuğu çocuklara meleklerim diyor. 
Şimdi bir sistem başlatmış, gebelikte merakt ettiğiniz her şey...
"40 haftada gebelik" 

Tanıttığı metni aynen instagramdan aldım:) 
Umarım gebeliğinizi kolaylaştırıcak...



Websiteme girdiğinizde ya da profilimdeki mavi linke tıkladığınızda, en üstte, bu programa abone olabileceğiniz duyuruyu göreceksiniz. "Kaydol"a tıkladığınızda çıkan formu doldurduğunuzda, size gebeliğinizin hangi haftasındaysanız, o haftaya özel, bilgilendirme e-bülteni, e-mail yoluyla gelecek ve bu, size özel her pazartesi tekrarlanacak. Bebeğiniz, kaç cm, kaç gr olmuş, hangi organları oluşmuş, sizde meydana gelebilecek değişiklikler vs. gebeliğinize dair tüm bilgiler 3 boyutlu animasyonlar, videolar, makalelerle, benim anlatımımla, size detaylı olarak ulaştırılacak. 40 haftalık gebelik serüveninizi beraber tamamlayacak ve inşallah sonunda da meleğimize sağlıklı bir şekilde kavuşacağız. Size bu hayatınızın en özel yolculuğunda eşlik etmemi, ister misiniz? Lütfen, etrafınızdaki tüm gebeleri haberdar edin ki ne kadar çok kişiye ulaşabilirsem o kadar çok büyüyecek mutluluğuma katkıda bulunun. Bu projem tamamen ÜCRETSIZ, bilgilendirme ve kadınlarımıza hizmet amaçlıdır. Doktora ulaşamayanlar da var, internette bilgi kirliliğine maruz kalıp, doğru bilgiye ulaşamayanlar da. Benden sonra da yıllarca devam edebilsin, ülkemde, kalıcı bir şekilde, anne-çocuk sağlığına bir emeğim geçsin istedim. Allah hepinize çocuğunuzu sağlıkla kucağınıza almayı nasip etsin 🙏😊😍#drbanuciftcininmelekleri




....


Çatlak ayağım ve ben size iyi hafta sonları diliyorum :) Sevgiler 

18 Ağustos 2016 Perşembe

İyi ki doğdum


Yıllar geçtikçe anlıyor insan, 
en değerli hediye
kendin olabildiğin, kendin kalabildiğin, olduğun gibi kabul edildiğin,
yaşamını güzelleştirmeye çalışan,
senin de onların hayatlarını güzelleştirmeye çalıştığın
insanlarla olmak...


Ne mutlu bi yaş daha büyüdüm.
Yaş aldım.

Bir yerde okumuştum, yaşlanmak güzel,
çünkü yaşıyorsun demek bu.

Şükür, bin şükür...


12 Ağustos 2016 Cuma

Cumanın favorileri



Finlandiya'nın tuhaf ama çok şeker yaşlıları...
Doğanın değerini en iyi deneyimliler biliyor sanırım.



Peki bu haberi okudunuz mu? 
İtalya'da yaşlı bir çift, yalnızlıktan, depresyondan bağıra bağıra ağlamaya başlıyorlar 
evlerinde... Polis eve geliyor ve onlara spagetti yapıyor.
Canım yaşlılar... Canımlar...


Nasıl tatlı bi aile... Nasıl güzel onore etme, aile olma hali...
Sporcunun zeki, çevik ve centilmeni... Mehmet Okur
Instagram'da izlemenizi tavsiye ederim.




Dünyada ne kadar az çöp, ne kadar az atık çıksa o kadar koruruz çevreyi...
Bir kadın düşünün, yıllar boyunca sadece bir kavanoz çöp çıkartmış!
Harika. Tık tık. 



Leonard Cohen'i, şarkılarını çok severim. Aşka dair nefis sözleri vardır.
Cohen, birçok şarkısına konu olan, ölüm döşeğindeki aşkı için, bir mektup yazmış...
Çok tatlı.


Ünsal Oskay benim de hocamdı üniversitede. Çok özel bir insandı.
Ölü ozanlar derneğindeki Robin Williams gibi. "Kendi hayatınızın öznesi olun." derdi.
İşte onun gibi öğretmenler lazım hayatta. Başka öznelerin peşine takılıp giden gençler olmasın diye...
Nilay Örnek onu yazmış... Tık tık 


Dünyanın çeşitli yerlerinden, çocuklarıyla çocuk olan anne, babalar :) 


Mutlu olmak istiyorsanız, 
başkalarının sizin hakkındaki fikirlerinizi kafaya takmayı bırakın,
hayatınızdaki sıfat ve rakamları unutun,
kendiniz ve çevreniz hakkında kötü konuşmayı bırakın, 
hayallerinizden vazgeçmeyin,
çözümden çok nedenlere odaklanmayın, 
çok çalışmaktan vazgeçin,
kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın,
başkalarının başarılarını kendinize hedef almayın,
vücudunuzun ihtiyaçlarını gözardı etmeyin,
kendinizle hesaplaşmaktan vazgeçin. 


Birbirinden pratik çözümler. Tık tık... 



Danimarka dünyanın en mutlu ülkelerinden biri seçilmiş. İncelendiğinde
hygee denen bir ebeveynlik tarzında çocukların yetiştiği görülmüş.
Hygee zamanları yaratılarak, Danimarka modeli uygulanabilir.


Her öğlen birbirimize soruyoruz, bugün ne yesek? Bazen hep aynı şeylerden sıkılıyoruz :) 
Ah biz çalışanlar... Tık tık. 



Bugünlerde dünya gündeminde olimpiyatlar var. Yusra Mardini'nin hikayesi çok ilginç.
Suriye'den kaçan Yusra, Ege'de ölmemek için yüzmüş, yüzmüş...
Bugün ise Almanya yüzme takımına seçilmiş. Çok özel bir hikaye.


Olimpiyat denince, Rio'nun olimpiyat için boşaltılan fakir semtleri haberi de dikkatimi çekti bu hafta.
Olan yine fakir fukaraya olmuş :( 


İyi hafta sonları... 




11 Ağustos 2016 Perşembe

Kızıma mektup,



Canım, canparem, kaç senedir her doğumgününde sana bir mektup yazıyorum. Bu sene zamanında yazamadım. Türkiye'de çok garip olaylar oldu. Ne mektup yazacak halimiz, ne enerjimiz vardı o günlerde... Ne yalan söyleyeyim, bu sene de yazmayayım dedim, ama sonra düşündüm, hayat anlardan ibaret... Her şey hayata dahil... Yazmalıyım..

Tarihe şahitlik ettiğimiz günlerden geçtik. Bir kısmını sen de fark ettin. Uçan jetleri, o sesleri duydun uyandın, baban sana o an için şimşek dedi ama ertesi gün bahsettik biraz. Ertesi gün de doğum günün vardı. Acayipti çok acayip... Ne yaşadığımızı bile anlayamadık, hala da ağzımız açık, neler oluyor, neler olmuş diye seyrediyoruz. Ve demokrasinin, eğitimin,  laikliğin değerini bir kez daha görüyoruz.

Kimsenin peşine sorgusuz sualsiz takılmamanın önemini, evrensel değerleri merkeze koymanın ne kadar hayati olduğunu görmek gerek... Ders almak, unutmamak gerek...

....
Neyse bakınca geçen senemize, biraz daha olgun, biraz daha arkadaş oldun bize. Geçtiğimiz tatilimizde tam bir turisttin, sırt çantanla, meraklı, uyumlu, çok hoştun... Bİr çocuğun gözüyle bir ülkeyi keşfetmek çok güzeldi.

....
Empatiktin, sempatiktin yıl boyunca... Arkadaşlarının, kuzenin, benim, babanın, tüm ailenin hislerine açıktı antenlerin... Herkesin iyi hissetmesini istedin.
....
Fiziksel olarak da büyüdün, şu fotoğrafta, benim terliklerimi giyiyorsun düşünebiliyor musun?
...
Hiç yalan söylemedik sana... Ülkede bişeyler oluyorsa, anlayacağın, çok da korkmayacağın şekilde bir şeyler söyledik. Sen de bize yalan söylemiyorsun... Söz verdik mi sana, yerine getiriyoruz, yapamayacağımızı söz vermiyoruz, sen de sözlerini yerine getiriyorsun. Seviyoruz, çok şükür seviliyoruz. Çok şükür, bin şükür...

İyi ki varsın bitanem, çok yaşa, iyi yaşa, mutlu yaşa...

Seni seviyoorum...
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Budva, Perast, Kotor (Karadağ gezisi)


Geçen hafta Karadağ'a gittik, annem ve Yaz'la... 
Budva'da kaldık, Kotor ve Perast'a da günübirlik
gittik. Budva eski şehir ve yeni bölümüyle,  iki farklı dokuya sahip.
Eski şehir, tam bir ortaçağ dokusu... Taş evler, saat kuleleri, kiliseleri, kafeleriyle şirin mi şirin....
Yeni şehir ise biraz Bodrumvari... Plajlar çok kalabalık, denizi soğuk ve çakıl taşlı...

Yeni şehirde, uzun uzun binalar yapmışlar, eski bir balıkçı köyü olan 
Sveti Stefan adasını da olduğu gibi satmışlar, otel olmuş, turist olarak gidip gezemiyorsunuz.

Ama Budva çevresinde inanılmaz güzel plajlar ve koylar bulunuyor. Tekne gezisi alırsanız, hem dışarıdan bu plajları görebiliyor, hem de nefis Adriyatik denizinden faydalanabiliyorsunuz. 

Güzel haberlerden biri Karadağ vizesiz... Pasaportunuzla hoop gidebiliyorsunuz.


Biz eski şehri çok sevdik. Dar sokaklar, birbirinden güzel kapılar, pencereler, her köşeyi dönüşte
karşınıza çıkan güzel sürprizler... Tam sevdiğim gibi. Yaz da tam bir turist gibiydi, her şeyi merakla inceledi, fotoğrafladı. İstanbul'a dönünce baktım da ne güzel fotoğraflar çekmiş.





Bütün kafe'lerde ücretsiz wi-fi var. Hatta menülerinde yazıyor parola...


Yaz turda arkadaş buldu. (Belki sonra unuturum şuraya not düşeyim. Komik bir detay yaşadık.
Arkadaşının göbek adı da Defne, okulu Yaz'ın okuluyla aynı, başka bir şubesi, üçe geçmiş o da,
annesi tam dedi ki ne çok ortak yanınız var, biz de tanıştık, ben Deniz, aaaaa ben de Deniz... Babasının adı da Murat olmasın mı....Hayli komik tesadüfler.) 



Her gün 10.000, 15.000 adım yürüdük, Yaz'ın performansı çok iyiydi, gıkı çıkmadı. 






Yeni şehirde de akşamlar çok renkli... Bir caddesi var uzunca, hem yemek mekanları, hem tezgahlar, hem dondurmacılar sizi yol boyu oyalıyor. Bildiğiniz piyasa caddesi... 
Haaa bu arada dondurmaları nefis! 

Karadağ'ın para birimi Euro, söylemeyi atlamayayım. 



Budva ve civarında ne yenir, deniz ürünleri, kalamarı, karidesi güzel, onun dışında da 
yöresel köftesi İnegöl köfteye benziyor, bol bol pizzacı var. 





Gece hayatı arayan için de bol bol disco var. 

Perast da eski bir balıkçı köyü. Dokusu Assos'a benziyor.
İki adası var sahilden gözüken, biri doğal, öteki yapay... 
Motorlarla adaya geçiliyor, kilise ve müzesi var.

Adada denizciliğin izleri gözüküyor.








Müzede bir tablo vardı çok ilginç. Bir denizcinin eşi, 
hayatı boyunca saçlarıyla bir tablo yapmış. Tablodaki işlemelerin bir kısmı koyu renk, saçı koyu renkken yapılmış, bir kısmı beyaz, yaşlılığında işlemiş.


 Eskiden geri dönmeyen denizcilerin eşleri denize özel eşyaları bırakırmış, 
sonra demişler ki, hem deniz kirleniyor, hem de boşa gidiyor, bu eşyaları müzede sergileyelim.



Ve şirin Perast'tan sonra aşık olduğum KOTOR... 
Kotor'a bayıldım, Budva'ya benziyor ama daha büyük.


Kedileri meşhur...





Bi sürü kedili dükkan var... 


Kedi müzesi bile var...



Kantun diye bir yerde yedik, Kotor'da. Lezzetli deniz ürünü için tavsiye ederiz orayı.



Karadağ'a teşekkürler... Bize güzelliklerini gösterdi. 

 Gittik, gördük, sevdik... 



 Tavsiye ederiz... 

Sevgiler.