21 Ekim 2016 Cuma

Cumanın favorileri


Havalar ne hızlı soğudu.
Görüşmeyeli kaloriferler yanmaya başladı. 
Kalorifer yanması tam bir başlangıç gibi geliyor ama neyse ki arada pastırma falan yapar 
arada nefes alırız. Ve içimizi ısıtacak daha fazla şey biriktiririz. 

Bakalım bu cumaya neler birikmiş: 


Hindistan'daki bir okul müdürünün sınav haftasında velilere yazdığı mektuba bayıldım.
Özetle; çocuğunuz matematikten zayıf alabilir ama belki o bir sanatçı olacak.
Edebiyattan zayıf alabilir ama belki çok iyi bir matematikçi olacak.
Bu alt tarafı bir sınav, onları oldukları gibi sevin diyor.


İstanbul'da 24 saat açık kütüphane varmış artık.
Umarım kullanılır.


Milletin orman anaokulu diye bişiyi var. 
Ne harika.

.............

İsviçre'de tüketim çılgınlığını önlemek için, 
tamir etme, yenileme konusunda teşvik başlamış.
İstenirse desteklenir, ama hükümetler bunu gerçekten ister mi?
Ya da büyük sermaye?


Bir moda dergisinden reklamları çıkarın, geriye ne kalır?
Çarpıcı. Tık tık. 


Uykusuzluktan, tansiyona veya migrene iyi gelen
akupunktur noktalarıyla tanışın.


Antalya'daki ters evi hiç duymamıştım, çok tatlıymış.

Hafta sonunuz güzelliklerle gelsin, 
hoşçakalın. :) 




18 Ekim 2016 Salı

Sevgide kalın yeter


Eski yazıları dönüp okuyorum bazen...
İyi ki tutmuşum blogu da, unutsam bile hatırlıyorum.
Neler geçirmişiz neler...
Ne sabah krizleri, ne ağlamalar, iş ne demek anlatmaya çalışmalar...
Üzülmeler, bazen vicdan yapmalar...
Anne gitme'ler, inat etmeler, tutturmalar...

Bazen büyüme atakları, bazen daha çok ihtiyaç duyma,
bazen sizdeki stresi hissetme...

Oluyor ama hepsi geçiyor.
Sevgide kalın yeter. : )



12 Ekim 2016 Çarşamba

Dündü biliyorum...





Sevin, dolu dolu sevin ki, sevmeyi öğretsinler... 
Ufuklarını açın,
açın ki çocuklarına kocaman bi dünya gösterebilsinler... 
Dinleyin, can
kulağıyla dinleyin ki, değerli olduklarını bilsinler... 
Yüreklendirin,
içlerindeki gücü tanısınlar... 
Şefkatli olun ki, şefkati öğretsinler
oğullarına, kızlarına. 
Onlara hem kökler, hem kanatlar verin. 
Gitmesigerektiğinde gitmeyi, kalmak istediğinde 
tüm yüreğiyle kalmayı becerebilsinler. 
Birlikte merak edin dünyayı. 
Edin ki meraklı gözlerle keşfetsinler... 
Çünkü bir kız çocuğu, kaç nesilin ışığıdır, candır...

Seviyorum kız seni :) 

10 Ekim 2016 Pazartesi

81300 MODA...


Yıllarca kapanışını bu anonsla yaptı:
BARIŞ MANÇO 81300 MODA... 

Ve biz onu çok sevdik.
Çılgınca ağladık, gittiğinde... 
Bir defter yapmıştım, 
çıkan haberleri kesmiştim vefatından sonra, hala da duruyor.

Çok büyük kayıplar da yaşamamıştık ondan mıydı henüz...
Çok koymuştu gidişi...
Çocukluğumuzun bir parçasından ayrılır gibi.

Sonra çocuklarımıza da öğrettik Barış abi'yi... 
Birçok parçasını ezbere biliyor Yaz... 

Bazı bilmediği şarkılara da çok şaşırıyor,
aaaa bu da mı Barış Manço'nun diye? 

Mesela Kara Sevda... Mesela Yaz dostum.
Cover'larını biliyor, sanıyor ki yeni şarkılar... 

Hafta sonu Barış abi'nin müze haline getirilmiş, eski evini ziyaret ettik. 
Yol boyu Barış şarkıları dinleye dinleye hazırladık kendimizi.

Daha bahçede ne karşıladı bakar mısınız?
"Domates, biber, patlıcaaaaan.... " 


Ve arkadaşım eşek... 


İçeri girince, bi tuhaf oldum, sanki karşımda gibi...
Aileden biri gibi sanki.


Kişisel eşyaları masanın üzerinde. Ne tuhaf...
Teknoloji nasıl da değişti, o gittiğinden beri diye düşündüm.


Meşhur çizmeleri... Aslında o kadar çok meşhur şeyi var ki, yüzükleri, kıyafetleri, şarkıları...


Süleyman klibindeki kıyafeti...


Japonya'da hediye edilen kimonoları...


Bu şarkıdaki naifliğe bayılmışımdır hep. 
Erkek sesi diyor ki, senin için dağları deler, yol açarım yar, senin için denizleri kuruturum yar, senin için gökkubeyi yerlere çalarım yar... 
Canım iste, canım bile sanan kurban yar... 

Kız sesi ise diyor ki, dağlar taşlar uçan kuşlar senin olsun yar, deniz derya gökler hep yerinde dursun yar, gönlüm senden bişey ister nasıl desem yar, alla beni pulla beni al koynuna yar...

Yani böyle yükseklerden atıp tutmana gerek yok, al beni, gelinim olayım diyor: )


Kış bahçesi... 


İşte bir ikon... Kendine has, özgün... 


Bu köşe çok şirin olmuş. 



Mendil koleksiyonu... Koleksiyon yapan, bişeylere ilgi duyan insanların ruhu zenginleşmez mi? 


Bu da ona Türki Cumhuriyetlerde hediye edilen kırbaçlar...


Yaz banyoya bayıldı.


Meşhur süper babaanne... 


Hep antika eşyaları... İşte yatak odası... 


İşte paralar kalıyor böyle dünyada, senin arkanda... 


Ne mutlu başka şeyler bırakabilenlere... 



Adam olacak çocuğumuz çok da, 
keşke daha çok müzeler, sanatçılar olsa onları besleyecek...


7 Ekim 2016 Cuma

Kahve bahane, hadi gülümse :)


Kahve festivalindeydim bu sabah. Bu seneki kahve festivali Küçükçiftlik'teydi.
Geçen yılki (Haydarpaşa'daydı) ayrı bir atmosferdi, bu seneki de tam festival havasındaydı.
Güneşli bir gün, çayır çimen, mis gibi kahve kokusu, bildiğimiz tatlar, hiç duymadığımız markalar 
insanı pozitif bir dünyaya götürüyor.


İlk olarak Arzum Okka'nın sohbet alanındaydık.
Sunay Akın'ın sohbeti her zamanki gibi acayip keyifli ve ufuk açıcıydı. 
Mesela biliyor muydunuz Cemal Süreya'nın imzasının içinde ne saklı? 
Dik çevirdiğinizde Cemal Süreya'nın profili ağzı, burnu ve ağzından düşmeyen sigarası... 

Sonra Osmanlı'da kahve, kahvehaneyi anlattı. Avrupa ilk ne zaman kahveyle tanıştı, Kanuni Sultan Süleyman Kanuni adını niye aldı?... 
Yine bir derya deniz... 
Çıkışta da hep aklımda olan bir teşekkürü ettim ona. 
Oyuncak müzesi için... 

Bir de kahve müzesi açsa keşke... 

İlk Türk kahvesi makinesi olan OKKA'nın yaratıcısı Murat Kolbaşı ise şöyle bir şey önerdi;
"Yurtdışında nereye giderseniz gidin, Türk kahvesi isteyin... Yoksa bile istene istene koymak zorunda kalsınlar menülerine... Türk kültürü için önemli bir öneri di mi? 


Osmanlı'dan girdik konuya, ATATÜRK'le bitirdik.
Kendisi de bir Türk kahvesi tiryakisiymiş :) 

İşte ilginç standlardan biri...
Standın sahibi işaret diliyle konuşuyor.





İşte enfes bir stand, keşke benim olsa bu marka dedim.
Mesele... Her şey birbirinden güzeldi. 


Ne de güzel tesadüf! Bugün, dünya gülümseme günüymüş.
Kahveden iyi gülümseme sebebi olur mu? 





4 Ekim 2016 Salı

işte bir ilk...


Pazar günü Minopolis planı yapmış kızlar, 
ay 4,5 saat, bu kaçıncı gidişimiz falan derken, 
bir gittik Minopolis kapı duvar.
Yenileniyormuş, aklınızda olsun.

Biz de bir ilki gerçekleştirdik. 
İlk defa yalnız başlarına sinemaya girdiler.
Gerçi çok merak ettiğim bir filmdi. 
Ben de girsem zevkle seyrederdim.
Ama bu da ayrı güzel oldu.

Biz gittik, yakında bir yerde kahvemizi içtik anneler olarak.
Üçü de bir ilki paylaştılar.

8 yaşında, 8 numaralı salonda :)