21 Aralık 2016 Çarşamba

Kişisel tarihimizi yaşıyoruz, tarihe şahitlik yaparken. (Kızıma mektup)





Güzel kızım;

Bir günlükse bu, çok eksik sayfa var. Kötü şeyler olduğu günler yazmayayım dedikçe, yazamadım.
Böyle de bir dönemden geçiyoruz işte. Yazmadan geçip giden.
Bİr sürü olaylar oluyor, seni uzak tutmaya çalışıyoruz. Haberler sen yattıktan sonra seyrediliyor. Ama ucundan yakalamaman mümkün değil. Görüyorsundur, duyuyorsundur bişeyler.

Sadece Türkiye'de değil, dünyanın dört köşesi sadece "kendi fikri yaşasın" isteyenlerin zulmüne tanık oluyor. Evet bunlar büyük büyük oyunlar belki, ama geçen gün bir söz okudum çok sevdim, nifak girmeyen yere düşman giremez. Önce nifağa geçit veriliyor, sonra düşman yapacağını yapıyor.

Almanya'da noel sevincine bir tır daldı geçen gün. Suriye'de yıllardır, yerlerinden yurtlarından oldular, sularda boğuldular. Bir büyükelçiyi vurdular ülkemizde. Hiçbir fikri öldüremezsin oysa. Ölen bedendir yalnızca... Ruhlarla devam eder fikirler.

Kimin canını kimden aldığını sanıyor ki bu insanlar? Beyinleri yıkanmış olsa da, beyni yıkanmadan olanları destekleyenlere ne demeli... Hepimiz bütünden koptuk geldik buraya kuzum, hepimiz aynı bütünden geldik. Koca bir hamur düşün. Hani mantı yaparken cimcik cimcik bölersin ya, onlarız biz işte.

Umarım bir kazanda hepimiz kaynamadan önce, dengeleriz şu güzel gezegenimizi kızım.


....

Dün gece sana Nazım Hikmet'in büyük dedesinin hikayesini anlattım, küçük Karl Almanya'da bir yetimhaneden kaçıp, gemiye atlar, İstanbul'a gelir. Kızkulesi'ni görünce çok beğenir, atlayıp, yüzerek karaya çıkar. Bir paşa, onunla görüşür, çok sever, evlat edinir... Bu topraklarda büyür.
Bu hikayeyi dinledin, demek dedesine çekmiş dedin... Haaa sarışın mavi gözlü, onun için mi dedim.
Yok dedin, özgürlüğe düşkünlüğünden... Kaçmış ya yetimhaneden.

Ne güzel bağladın, dede torunu birbirine. Çok hoşuma gitti. Yazmadan edemedim canım.

.....

İşte böyle bişeyler. Tarihi yaşıyoruz, kişisel tarihimizin de hakkını vermeye çalışarak.

O zaman Nazım'la bitireyim. "Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler..."




15 Aralık 2016 Perşembe

Sabahlar...

pinterest


Sabahlar olmasın diye popüler bi laf vardı,
dediler dediler oldu.
Sabah olmak bilmiyor.
Kapkaranlık havada çocuklar yola düşüyor.
Hani uyurken sabah olunca bir ışık girer gözüne de uyanırsın.
Hah, o ışık yok.
Çocuklar, uyanamıyor bi türlü.
Gidesi gelmiyor yavrucakların.
Çünkü "uyan" mekanizması çalışmıyor.
O havada ya havaalanına gidilir, uçağa yetişilir, 
ya da ekstra bir sınava, toplantıya çıkılır.

Sizin de sabahlarınız zorlaştı mı?
Biz bi telaş yetiştik bugün mesela, öpüşmeden servise binmiş, gitmiş.
Peşinden servis ablasına telefon açtım, tekrar hoşçakal demek için...

Sizde işler nasıl? 

#Saatlergerialınsın

13 Aralık 2016 Salı

Sarılmalı...


Her öğlen yemeğe gittiğimiz yerde çalışan çok pozitif, hep gülen, memnun etmeye çalışan, gülümseyen bir adam vardı. Aramızda hiç dillendirmesek bile, severdik. Soğan çorbası sevdiğimizi bilir, mail atardı, soğan çorbası var bugün diye. Yemek sonrası içtiğimiz çay yetişmemişti de bi kere, incebelliyi alıp çıkmıştım. Geri getirmek üzere… Unutup unutup durdum götürmeyi. Her yüzünü gördüğümde hiiiiii, gene unuttum derdim. O da oooo takımı düzeceksiniz bu gidişle diye takılır, aman önemli değil derdi. 
Dün öğlen o tarafa gitmedik. Ama haberi kulağımıza geldi. Ölmüş… Kalp krizi.  Öylece, vedalaşmadan… Gitmiş. Bir öğlen daha yok onu görebileceğimiz…
Biz ona sıcak olduk, iyi baktık, o bize öyle… Eksiğini bulaydık, hep şikayet edeydik, onu farketmeyeydik, yine gelip geçecekti… Ne olacak tuzu eksik, yağlı olmuş, oymuş buymuş. Hoş bir seda bırakmak varken niye aksi olsun?
Ya da delip geçen Beşiktaş patlaması… Kim bilir belki bir gün önce biriyle kavga ettiler, ya da yolda biri  onlara sinirlendi, ailesinden biriyle konuşmuyorlardı belki 2 gündür… Birine çok içerlemiş, bütün gece içleri içlerini yemişti belki… Günlerdir bir telefon beklemiş, ya da bir telefonu günlerdir ertelemişlerdi belki de.
……….
Oysa birini bir daha görmeyecek olsanız, bambaşka davranırdınız di mi?
(Bu fotoğrafı o lokantanın masasından çekmiştim, yan binadaki kapı ve zili... )

8 Aralık 2016 Perşembe

Matematikte süsleme de ne ayol?!


Dün işten dönerken yolda Yaz aradı, anne bi soru okuycam, sence bunun cevabı ne dedi.
Okudu bişey anlamadım, fotoğrafını çekip gönderin çocuuum dedim.
Yanımda da bi arkadaşım var, bakıyoruz bakıyoruz mantık yürütmeye çalışıyoruz, ama yok.
Bi şey söylüyoruz, bi böyle. 

Okul grubuyla yazıştık, hiçbirimiz bilemedik: ) 
Süsleme de neymiş ayol... 

... derken bir kaynak yolladı arkadaş.
Meğerse süsleme diye bişey çıkmış, yeni müfredatta.



Neyse, yoğun mütalalar sonucunda cevabın Seda hanımkızımız olduğuna karar verdik.
Çok emin miyiz hayır! :)))) 





5 Aralık 2016 Pazartesi

Ne mutlu böyle bir liderimiz olmuş...


Bugün Dünya Kadın Hakları Günü... Aslında ne demek kadın hakları? Bunu demek bile tuhaf. İnsan hakları vardır, hepimiz onlara sahibizdir. Bunu yürekten hisseden, Cumhuriyetimizin kurucusuna şükürler olsun... İyi ki bu ulusa gönderilmiş.

Kalbimizdeki gücün farkında olabileceğimiz bir dünyada haklar değil, hayata katacağımız farklar konuşulacak...


MAK MEK MOK


"Sıradan hayatlar içinde ne zormuş kendin olmak, ne zormuş özgür olmak..." 

Kızım, klibi seyrederken karalamış.....