26 Nisan 2017 Çarşamba

Yarım asırlık şarkılar


Ne zaman gelirsen gel, başıma taç olursun,
sen benim eski değil, eskimeyen dostumsun...

Alışmak sevmekten daha zor geliyor, alışmak bir yara bağrımda kanıyor
alıştım birtanem alıştım sana...

Özledim, teninin kokusunu özledim...

Seni sevmediğim yalan...

Seninle başım dertte ne yapsam bilmiyorum...

Gitme sana muhtacım... 

Dün İşsanat'ta senfonik Selami Şahin şarkıları vardı. 
Yarım asırlık şarkılar... Hepsini biliyor, beraber söylüyorsunuz.
Bazılarının Selami Şahin'in olduğunu bile yeni öğrendim...

Ne kadar çok kalbe dokunan şarkı armağan etmiş bize... Harika bir konserdi bu arada.
Opera sanatçılarının eşlik ettiği ve nefis senfonik aranjmanlarıyla kalbimize dokunan şarkıların gecesiydi dün. 

Ayrıca Selami Şahin'in sesi ne güzelmiş, kendisi ne komikmiş...  Gençlik yıllarında insan başka türlü değerlendiriyor bazı insanları, müzik türlerini... Bugün dinlediğimde, ne kadar da tutkulu, duygulu, gerçek sözler diye düşündüm.

Ve bir şey dikkatimi çekti. Ayakta alkışlandıkça şükürler olsun diyordu. 
Çok hoşuma gitti.

Keşke bir örnek çekebilseydim, ama öndeydim ne şans ki, çekemedim. 
İnstagram'da bulduğum bir linki paylaşayım. 





20 Nisan 2017 Perşembe

İçimdeki umuda sarıldım


İçimdeki umuda sarıldım usulca.
Vazgeçmiyorum inandıklarımdan...
Ama umutsuzluğa boyun da eğmiyorum.
Güzellikler için umut ediyorum. 
Güzel ve güneşli günler için... 

14 Nisan 2017 Cuma

Kızım için...

En çok çocuğunu düşünüyor insan. Öyleymiş yani... Anne baba olunca anlıyorsun gerçekten de. Pırlanta gibi bi çocuk yetiştirmeye çalışıyorsun... Okumayı sevsin, vicdanlı olsun, potansiyelinin tamamını keşfetsin, şarkı söylesin, dans etsin, sanatla uğraşsın, bilimle uğraşsın, keşfetsin, dünya markası olabilecek ürünler geliştirsin...
Mutlu olsun, günü gelince aşık olsun, baharda çiçekleri böcekleri görüp mutlu olsun... Saygı görsün, parmakla gösterilsin... Korkmasın ülkenin geleceğinden, eğitim adaletsizliğinden... Cinsiyetinden memnun olsun, kaygılarla değil hayallerle yaşasın...

Daha az önce öyle şeyler okudum ki sosyal medyada, korkuyorum referandum sonucundan. Hem gelecekte ülkenin tuhaf emellere yem olmasından, hem de artan gerici söylemlerden...


İmalı değil gerçekten bu ülke için hayırlısı olsun...  Pazar günü oy kullanmamız şart. Ben kızıma ve onun çocuklarına borçlu olduğumu düşünüyorum bu oyu...


3 Nisan 2017 Pazartesi

Yine bir bahar, yine bir kuş hikayesi


Kınalı kuzu... Geçtiğimiz günlerde geldi gitti keşif yaptı. Yani yapmış.

Meğer gözüne Vileda'yı kestirmiş.






Bi de baktım ki, geldi yumuşacık yerleşti.


Ne enteresan... 


Belki de tehlikeli görünebilecek bir alan,
onun seçtiği en güvenli yerdi. 


 İçgüdüleriyle geldi, kiracımız oldu. Başımız üstüne...
Sevgiyle hayat ver bebelerine... 


29 Mart 2017 Çarşamba

Kafa kağıdı eskiyince hafiften...


Nüfus kağıtları değişiyor. Bugün yenilemek için uzuuun zaman üstüne İstiklal Caddesi'ne gittik. 
Hep korkuyordum gitmeye. Duyuyordum çünkü değişimi. 
Hani insan sevdiği birinin değiştiğini görmekten korkar ya. Öyle...

Gerçekten de bir uzaylı gibi hissettim kendimi.  
Ağaçlar gitmişti önce. Biliyordum.
İnsanlar değişmiş...
Tramvay yok.
Bi dolu yer kapanmış...

Ruhu silinmiş ama bilenlerin içine işleyen o eski günler hep orada gölge gibi sanki.
Gözümü kapıyorum.
Köşeden çalan Yedi Karanfil... Dolup taşan kitapçılar, kafeler... 
Renkli saçlı gençler...
Asmalı'da içenler...
Sohbet edenler... Tramvaya asılan çocuklar. Galatasaray'ın önünde buluşan sevgililer...
Arkadaşlar... Oradaydılar sanki... AKM'ye, Emek'te sinemaya yetişmeye çalışan işten çıkanlar, Cafinet'de kahvesini yudumlayanlar, incik boncuk bakanlar... Oradaydı sanki o ruhlar... 

Çok acıklı. Biz gençken diyen cümleler kurmayacağımı sanırdım. 
Ve bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini...
İstiklal'in hep kalacağını, hiç değişmeyeceğini...
Çocuklarımın da buraya geleceğini sanırdım.

Tam taksiye binecekken, bi baktım daha yakın tarihten Hardrock Cafe de kapanmış.
Hiçbir şeyi muhafaza edemeyen "muhafazakar" bir çağdan geçiyoruz.

Bakmayın yukarıdaki fotoğrafa...
Tek tanıdığımın yamacına sığındım.
Kalbimle sarıldım sıkıca. 



28 Mart 2017 Salı

Blynth Bebekler



Kızımla aynı Pinterest hesabını kullanıyoruz. Kendine ait hiçbir hesabı yok zaten.
Veee Blynth bebeklerle sayesinde tanıştım.
Sayfam onlarla dolmuş.: )

Ama bayılıyorum ya. Bu ne güzellik. Satın almaya kalksan çok pahalı.
Ali Express, Ebay'de falan 90 dolar falan.

Ama sadece böyle fotoğraflarına bakmak bile çok keyifli.. 







27 Mart 2017 Pazartesi

İkinci Bölüm


Hazır bugün Dünya Tiyatro Günü iken,
cuma günü gittiğim ve çok beğendiğim bir oyundan bahsedeyim.
İkinci Bölüm... 

Devlet Tiyatroları'nın sunduğu oyunda Ayşen İnci, Şahin Çelik, Mustafa Lebib Gökhan, Veda Yurtsever İpek rol alıyor. 

Karısını kaybetmiş bir yazar, uzun zaman ve bunalımlar üstüne biriyle tanışıyor.
Bir yandan suçluluk duyuyor yeniden sevdiği için, bir yandan da sevmek istiyor aslında.

O çelişkilerin ve evlilikle ilgili tespitlerin yanı sıra çok komik diyaloglar da var.
Sesli güldük bazı yerlerinde... 

Keyifli vakit geçirirsiniz, tavsiye ederim. 


24 Mart 2017 Cuma

Hafta sonları çok önemli


Bütün hafta çalışıyoruz, çalışmayanlarımızın da çocukları okulda zaten.
O yüzden birlikte olduğumuz hafta sonları mücevher gibi değerli. 

Hakkını verebileceğimiz, yan yana, diz dize hafta sonları diliyorum hepimize. 



13 Mart 2017 Pazartesi

Nefes al, nefes ver


Geçen hafta Ebru Şinik'le bir nefes sohbetine katıldım. 
Çok keyifli ve faydalıydı.

Her ihtiyaca ve beden tipine göre işe yarayan nefes tekniği varmış ; ) 
Biraz kitabı okuyayım detayları paylaşacağım. 




8 Mart 2017 Çarşamba

8 Mart


Bi bakışına kurban olduğum çocuklar,
kız ya da erkek... 

Umarım özlediğimiz yarınlara kavuşuruz 
en çok sizler için...

8 Mart kutlamasının gerekmediği günlere... 



23 Şubat 2017 Perşembe

Her şeyin mevsimi var




Enteresan zamanlar vardır hayatta. Dönüm noktası deriz bazen. Mihenk noktası deriz. Bazen çok oldurmaya çalışıp, bazen de olmasın diye uğraşırız. Ama akıştır aslolan...

Üzülüyorsan üzülüyorsundur, her üzüntünün hakkı verilmeli, her sevincin olduğu kadar. Bir şeyler tersse terstir. Niye ters geliyor bana diye zorluyorsundur bazen kendini ters geliyorsa terstir işte... 100 yıllık kendine neyi ikna etmeye çalışıyorsun... Bilirsin sana neyin iyi geldiğini. Öyle işte...
Duygulara izin vermemek doğal değil, duyguları hissetmek doğaldır, hissetmemek asıl başka şeylere dönüşür.

Yukarıdaki yazı tam da kafa yorarken çıktı karşıma birkaç gün önce. Tam yerinde. Şİfa niyetine...


10 Şubat 2017 Cuma

Vatanım Sensin


Dün Vatanım Sensin'in en duygusal bölümlerinden biri vardı. 
Bir ara içeri gittim, bi geldim, Yaz hıçkırıklarla ağlıyor.
Türkler'in evinden bayraklar indiriliyormuş, 
nasıl ağlıyor iç çeke çeke...
Ben de ona sarıldım, beraber ağladık.

Hele o son bölüm, Türk Bayrağı'nın asıldığı...
Of ki ne of!

İşte o an.  Tık tık. 

9 Şubat 2017 Perşembe

Vatanseverlik



3-5 yaşlarında söylediği enteresan cümleler çıktı az önce karşıma. Birden düşündüm, sanki onları hiç unutmayacakmışım gibi not almıyorum artık. Kafama yazıyorum sanki. Ama dönüp geçmişteki sohbetlere baktığımda, okumasam hatırlamayacağım.

İyisi mi şu cümlesini de not olarak yazayım:
(Kurtuluş Savaşı hakkında konuşuyorduk)

"Eski insanlar çok vatansevermiş. Şimdi varsa yoksa telefon!" Çocuğun gözünden bir tespit. Herkes telefonla uğraşıyor. Akıllı telefonlarla twit mwit sallıyor. İçeriğinde vatan kurtarıyor. Ama ne kadar vatan seviyor? Çocuk gözüyle böyle işte. Diyecek bir şey yok.

Yaşasın tiyatro!


Dün akşam Tiyatrokare'nin sahneye koyduğu Ahududu adlı oyunu izledik. İnanılmaz güzeldi, eğlenceliydi.  Büyük oyuncular vardı. Melek Baykal ve Suna Keskin zaten efsane bir oyunculuk çıkarttılar. Ve bir kez daha tiyatro bambaşka diye düşündüm. 
Gözgöze, canlı milyonlarca hayatı izleyerek zenginleşmek... demek tiyatro. 

Neyse... Ahududu, çok eğlenceli. Özellikle bazı mesajlar da çok güzel.
Karakterlerden birinin söylediği sözlerden biri çok çarpıcı:
"Eşyalar daha samimi bazen. Kirlendiğinde iz bırakıyor. Oysa insan kirlenip kirlenip, 
kirlenmemiş gibi yaşamaya devam ediyor." 

Melek Baykal'la Suna Keskin nasıl güzel bir ikili olmuş.
Adeta tango yapar gibi uyumluydular.
Nedim Saban'ın oynadığı Zeki, Adnan karakteri, 
ve bekçi müthişti. Hele bi' kavga sahnesi vardı ki, hiç kavgaya benzemeyen.
Salonu kırdı geçirdi.

Büyük oyuncuları izlemek nasıl güzel bir lezzet. 

Hem huşu içinde izledik. Ama çıkarken birbirimize sorduk.
Bu nesilden sonra?

Ya sonra? Kim yetiştirecek yeni nesilleri? 
Umarım her şey güzel olur... 





3 Şubat 2017 Cuma

: )


İnsanın inandığı bir amaç için çalışması harika bi duygu.
(Şimdilik bu kadar : )) 




31 Ocak 2017 Salı

Teşekkürler hayat


Bugün hava çok güzel. İnsanın içine nasıl da umut doluyor değil mi?
Biraz geç çıktım bugün, güneş açmıştı...
Balkon demirine küçücük bi serçe konmuştu.
Öyle de güzel ötüyordu ki... 

Benim yavrukuşum da bir beste yaptı geçen gün.
İlk bestesini...
Fotoğraftaki play tuşuna bakmayın, 
sanatçının izni olmadan koyamam tabi kii..

Hayat sana teşekkürler.... 


17 Ocak 2017 Salı

Eğitimi bize soruyorlarsa eğer...




Geçen hafta sonu, Yaz bize portfolyo sunumu yaptı. Biz de gördüğünüz gibi hayran hayran dinledik, seyrettik. Hayretle bakıyorum, ne kadar küçük yaşta neler öğrenebiliyorlar... Romen rakamları, kesirler, daha neler neler...
Öyle açıklar ki öğrenmeye...

Müfredattaki değişiklikler beni düşündürüyor o yüzden. O yüzden umut etmekten vazgeçmeden ülkemin tüm çocukları için aydınlık bir eğitim sistemi diliyorum.

10 Şubat'a kadar MEB'in sitesine vatandaşların görüşlerini bekliyorlarmış, görüşlerimizi aktaralım bakalım...



4 Ocak 2017 Çarşamba

Her koşulda en çok korunması gerekenler

Hayat Güzeldir'in bu sahnesini hatırlar mısınız? Hani o babanın çocuğuna olanları hissettirmemek için olanları bir yarışma gibi anlattığı? Sevgiyle, korkudan uzak büyütmek istediğin çocuğunu koruma dürtüsü bu kadar mı güzel anlatılır? Abartılı, biraz Polyannavari ama o his doğru...

O adam bilmiyor mu durumun vahametini, korkmuyor mu delice? İmkan var mı? Ama koruyor işte bir şekilde...



2 Ocak 2017 Pazartesi

Kutlasan da geliyor, kutlamasan da.


Ve bir fark olmadan günden geceye devam ediyor günler. Çocuklar bazen ağlaya sızlaya uyanıyor, bazen okula gitmek istemiyorlar. Bazen uykularını alamıyorlar. Bazen çok ödevleri oluyor.
Bazen biz çok yorgun oluyoruz. Her gün birbirine benziyor. Bazen her şey çok monotonlaşıyor.
Bazen bir şeyi bırakmak istiyor ama günlerin benzerliğinde bir milat koyamıyorsun.
Bazen de yeni bir şey için güç toplayamıyorsun bir türlü...
Bütün aile uzun zaman bir araya gelemiyorsun belki.
Yüzler gülmüyor belki de epeydir, ya da bir çift çorap almaya bile bahane bulamıyorsun birine vermek için...
Çocukları sevindirmek istiyorsun, dans etsinler, hediye paketi yırtsınlar, sen ise geçen seneyi unutmak, bir set çekmeyi diliyorsundur. Şükretmek için bir bahanedir belki de. Hala nefes aldığın, sevdiklerin yanında olduğu için... Geçen senenin en popüler parçalarını arka arkaya dinlemek istiyorsundur, geçen seneyi şöyle bir gözden geçirmek... Süslü bir pastayı bölüşmek ailece...

Yılbaşı kutlamak başka da nedir ki zaten... 2 kukuleta, birkaç paket, monotonluğun içinde yeni bir ses, yeni bir nefes... Senin kutlamama özgürlüğün, benim kutlama özgürlüğüm aslında hiç de engel değil birbirine...