13 Haziran 2017 Salı

Kime sus diyebilirsin ki?



Sabah, okula giderken -bu fotoğraf değil tabii- saçını bin defa toplattı, toka 3 kere dönmediği için mızmız ses tonuyla anne olmadı dedi. Ben de en sonunda, tamam susar mısın artık dedim, demiş bulundum.! O an hiçbir şey demedi.

10 dakika sonra ayakkabı giyme aşamasına geldiğimizde, anne senden bir şey rica edicem dedi.
Söyle dedim, "bi daha bana sus deme lütfen" dedi. "Tamam" dedim, ezildim sustum :) Haklı... niye sussun ki...  Ben kısayol kelimesi kullanmıştım, ve kullanmamalıydım, ama napiim ben de insanım bi yerde... Tamam derim haksızsam :)

9 Haziran 2017 Cuma

Karne dediğin


Biz karne almadık bugün, haftaya...
Hem karne dediğin ne ki...
Savaş zamanı karne ile ekmek alınırmış.
Bizim karnelerle ne alınır? 
Öğrenmediysen gerçekten karne neye yarar?
Sevmediysen bilgiyi alabilir misin ki içine?
Gülmediysen sene boyunca karne güldürebilir mi seni?
Sarılmadıysan dostlarına karne ısıtabilir mi içini?

Bütün çocukların emeğine, bileğine, yüreğine sağlık. 



2 Haziran 2017 Cuma

Hep Kitap, fark yaratmak ve Asi Kızlar...



Bu kitabı şu sıralar raflarda çokça görüyorsunuzdur.
Gerçekten çok başarılı. Tavırlarıyla, cesaretleriyle toplumda fark yaratan kadınların
kısa ilham veren hayat hikayeleri anlatılıyor.
Frida'dan, Eva Peron'a kimler kimler var kitapta. 



Yaz ilk andan itibaren kitabın derinliklerine daldı ve çok sevdi.
Bittiğinde ise şöyle dedi. Keşke 2. kitabı olsaydı, seri olsaydı yani...
Yayınevi'ne yaz isteğini istersen dedim.
Mektup yazdı onlara...

Ben de elçiye zeval olmaz diye sosyal medyadan ulaştım onlara.




Çok güzel,  çok zarif bir cevap geldi, biz gerçek bir mektup istiyoruz.
Ve geçenlerde aşağıdaki çanta geldi.
İçinde Yaz'a özel bir mektup, kitaplar, küçük rozetler...
Cıvıl cıvıl bir çanta...



Ne harika değil mi böyle bir yayınevinin olması, böyle insanlar olması...
Çocukların hayatında fark yaratan insanlara, kurumlara hayranım...

Hep böyle kalın: ) Teşekkürler Hep Kitap... 

16 Mayıs 2017 Salı

Yoruldum gel...


Yaz'ın cep telefonu yok henüz elbette. Ama aramızda bi yazışma sırrımız var. Dün gece iş için dışarıdaydım. Merhabalaştık, yazışma metodumuzla. Bana en son "yoruldum, gel." yazdı.
Bunu insan kaç kişiye, direkt söyleyebilir?

Bu, romantik cümlelere girmeden benim anneler günü yazım olsun... 

15 Mayıs 2017 Pazartesi

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?


Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir.
Anneler günü’nüz kutlu olsun!
Anneler ve anne adayları!
Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız?
Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim.
İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

12 Mayıs 2017 Cuma

İstiklal'de bir turist gibi...

Geçenlerde bir turist gibi Beyoğlu turu yaptık. Yaz'a belli başlı yerleri gösterdik.
Değişen çok şey var, biz değişmeyenlere sığındık.
İyi geldi çok.


Önce nefis bir Karadeniz yemeği yedik.


Sonra Mephisto'ya uğradık, eskiden uğramadan geçemezdik.


Madame Tussauds'a gittik sonra, çok güzeldi.







 Saint Antoine'a gittik. Hayran kaldı içine... 



Ve sonra ver elini Galata... 
Uzuuun bir kuyruktan sonra kulenin tepesine çıktık.


 Kahvemizi içtik...  Tam Galata'nın karşısındaki sokakta 
Payidar Cafe diye şirin mi şirin bir yer keşfettik, orada...

Sonra bi de karamellisinden...


Sokaklarda dolandık bir turist gibi... 
Keyifliydi... En iyisi turist gibi yaşamak zaten...



10 Mayıs 2017 Çarşamba

Balmumu müzesinde düşündüklerim...



Dün yazmıştım, Yılmaz Büyükerşen'in balmumu müzesini başarılı buldum
ama keyfimizce rahat dolaşamadık.
Çok kalabalıktı. Ve kalabalığın bir kısmı bir müze gezmenin adabını bilmiyordu.
Sıra ihlali yapanlar, çocuğunu araya kaynak yapmaya çalışanlar, gezerken sırayla değil ova gibi bütün salona yayılarak gezenler... 

O zaman şunu düşündüm kutuplaşma siyasetten falan değil,
nezaket, adap ve bilgi nedeniyle oluyor.

Bazı bölümlerde içim çok acıdı gerçekten.
Turgut Özakman köşesi var mesela, arkasında Şu çılgın Türkler'in kapağının fotoğrafı var.
Kim olduğu yazıyor vs. İnsanlar birbirini iteklerken, çocuğuna şöyle diyen bir baba vardı.
Geç şu adamın önünde fotoğrafını çekeyim...
Ona herhangi bir adam heykeli olarak davranıyordu. Bilmemesini de geçtim, okuyup, kim olduğunu anlamaya anlatmaya çalışacağına geç şu adamın önüne selfie çekelim havasındaydı.

İngiltere kraliçesinin önünden geçerken de bir anne, çocuğuna bak bu kadın da kraliçeymiş tacına kolyesine bak dedi. Oysa anlatsa, okusa çocuk anlar, merakla da dinler. O da mı bilmiyor kraliçeyi?
Bilmem...

Müzenin girişinde solda Atatürk, sağda padişahlar vardı. Bi grup, ilk bölümü atlayıp, direkt padişahlara geçti. Oysa hepsi bizimdi. İçim acıdı. 




8 Mayıs 2017 Pazartesi

Şehir gibi şehir; Eskişehir



Teog tatili nedeniyle uzun zamandır gitmeyi istediğimiz Eskişehir gezisini gerçekleştirdik.
Birçok ilk oldu :) İlk defa hızlı trene bindim. İlk defa Eskişehir'e gittim. İlk defa termal suya girdim. 
Ve Eskişehir'e bayıldım. Çok medeni, Yılmaz Büyükerşen'in imzasını taşıyan turistik bir şehir olmayı başarmış bir şehir...

Hızlı tren rahat ve konforlu. Uçakla yolculuk gibi, film var, yemek, çay kahve var. 
Kızımla kulaklığımızı taktık, müziğimizi dinledik. 


Odunpazarı şiir gibi... Evlerin güzelliği, müzeler... Gezmesi çok keyifli bir şehir...


Odunpazarı'nda  dolaşmak çok keyifli... Her köşebaşında güzel bir bina, bir müze.
Yukarıdaki Tayfun Talipoğlu daktilo müzesi...

Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Kurtuluş Müzesi... 
Kurtuluş Savaşı sırasında İnönü bu konakta kalmış, içerisi anılarla dolu.
Ve güzel bir film gösterisi var, kurtuluş savaşının hikayesi...






Odunpazarı'nda Atlıhan... Hediyelik eşya almak için uğrak noktası...
Eskişehir'den ne alınır hediyelik?
Cam tasarımlar, lületaşı aksesuarlar, tahta işi ve leziz helva...  


video

Sazova da mutlaka görülmesi gereken bir yer. 
Şehrin içinde yemyeşil bir alan. Hem de bi dolu etkinliğin bir arada olduğu bir yer.
Masal şatosunun içinde interaktif bir tur var. 
Çocuklar bir maceranın içine giriyorlar, şatoyu öyle geziyorlar.
Bilim ve Uzay müzelerinin saatleri tutmadı, giremedik : ( 
Akvaryum, aynı İstanbul'daki gibi. Yapısı da benziyor.
Ve çok daha uygun fiyatlı.  



 İşte bu da korsan gemisi...


İçerideki manzara budur. Cennet gibi...

 

Parkın içinde meşhur Çibörek'ten yiyebilirsiniz. Yalnız dikkat edin, çiğ değil, çibörek... :))


Porsuk Çayı'nın etrafı da çok tatlı. Çimenlere yayılmış üniversiteliler...
Gitar çalanlar, sohbet edenler... Oh özlediğim manzaralar...


Şehrin dört bi' yanını güzel heykeller süslüyor. 



Ve tabii mutlaka gezilmesi gereken Yılmaz Büyükerşen Balmumu müzesi...
Nasıl yoğun, önünde sürekli kuyruk var. 
Bindiğimiz taksilerde, sohbet ederken çok güzel şehriniz var dediğimizde,
şoförler hep, çok memnunuz, hocamız çalıştı diyorlar.
Ne güzel, ne mutlu... Yılmaz Büyükerşen'e bi kez daha hayranlık duydum.
Resmen şehri bir cazibe merkezine çevirmiş.






İşte Yaz'ın en sevdiklerinden...


Gezdiniz, yoruldunuz... Odunpazarı'nda Keyf Konağı'nda şerbet tadıp, kahve içmek gerekiyor : )


İşte güzelim sokaklar...


Eskişehir'de sokaklarda, olduğun yere taksi çağırabilmek için düğmeler var: )
bitaksi'den pratik: )



Yine Odunpazarı'nda cam atölyeleri çok şeker. Burası Cam Göbeği... 
Kedili yüzüklere bayıldım.



Bi' de Balaban'da kebap yiyin, arayın bulun... Tereyağlı mis gibi kebabınızı yemeden ayrılmayın.

Ben bu şehre bayıldım arkadaş. Sakin, havası güzel, kültürlü, medeni...

Teşekkürler Eskişehir bizi ne güzel ağırladın, teşekkürler Büyükerşen... 



2 Mayıs 2017 Salı

Şık Mutfaklar İçin Ankastre Renkli Buzdolabı

Siz de ankastre renginin mutfaklara çok yakıştığını düşünenlerden misiniz? Bu yıl ankastre renklere ilgi çok fazla: Gümüş grisi bu renk, mutfaklarda hakikaten güzel duruyor ve bulunduğu her ortama değer katıyor. En çok da buzdolabı modellerine yakıştığını düşünüyorum, ankastre renkli buzdolapları mutfakların gerçekten de havasını değiştiriyor. Bu nedenle Uğur Soğutma’nın UES 585 D2K NFI A++ isimli buzdolabı modelini görür görmez sipariş etmeye karar verdim: Ankastre renginin en şık tonunu kullanıyor.

Sevdiğim bir renge sahip olması, tek tercih nedenim değildi elbette. Uğur Soğutma’yı gayet iyi tanıyorum, 60 yıldan fazladır derin dondurucu modelleri ile soğutucu cihazlar üretiyor. Açıkçası, bu sektörde rakibi olduğunu düşünmüyorum ve buzdolabının da bir soğutma uzmanından alınması gerektiği kanaatindeyim. Hem markayı, hem de ankastre rengini görür görmez satın alma kararı vermem bundan kaynaklanıyor. Buzdolabını yaklaşık 3 aydan bu yana kullanıyorum ve izlenimlerim şöyle:

İç hacmi 585 litre ve fazlasıyla yeterli geliyor. Açıkçası bu büyüklükteki bir iç hacmi, çoğu marka ancak en üst düzey ve en pahalı modellerinde sunabiliyor. ’da ise standart geliyor! Buzdolabı içerisindeki şeffaf sebzelik bölümü özel, zira nem kontrolü yaparak sebzelerin daha uzun süre taze kalmasını sağlıyor. Ayrı bir “0 derece” bölümü de var, süt ve et ürünlerini bu bölüme koyarak kullanım ömürlerini uzatabilirsiniz.

Buzdolabının no-frost özelliği var ve dondurucu bölmesinin kapasitesi tam 97 litre. Çoğu aile için fazlasıyla yeterli olacak bir kapasite bu. Isı kontrolü tamamen otomatik, bu da maksimum seviyede enerji tasarrufu yapmasını sağlıyor. Dış kapağı üzerinde bir LED gösterge var, hem çok şık duruyor ve hem de kapağı açmadan buzdolabı kontrollerine ulaşmanızı sağlıyor. Buzdolabını geceleri de kullanmayı sevenlerdenseniz hiç merak etmeyin: LED aydınlatması, toplam 5 adet temperli cam rafı mükemmel bir şekilde aydınlatıyor. Fiyatının çok üzerinde özellikler sunan UES 585 D2K NFI A++ modelini satın aldığım için çok mutluyum, mutfağım hem çok daha şık bir hale geldi ve hem de çok kaliteli yeni bir buzdolabım oldu! https://satis.ugur.com.tr/item/ues-585-d2k-nf-a/100030 adresinden siz de sipariş verebilir, ödemenizi 12 taksit halinde yapabilirsiniz.



Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Yarım asırlık şarkılar


Ne zaman gelirsen gel, başıma taç olursun,
sen benim eski değil, eskimeyen dostumsun...

Alışmak sevmekten daha zor geliyor, alışmak bir yara bağrımda kanıyor
alıştım birtanem alıştım sana...

Özledim, teninin kokusunu özledim...

Seni sevmediğim yalan...

Seninle başım dertte ne yapsam bilmiyorum...

Gitme sana muhtacım... 

Dün İşsanat'ta senfonik Selami Şahin şarkıları vardı. 
Yarım asırlık şarkılar... Hepsini biliyor, beraber söylüyorsunuz.
Bazılarının Selami Şahin'in olduğunu bile yeni öğrendim...

Ne kadar çok kalbe dokunan şarkı armağan etmiş bize... Harika bir konserdi bu arada.
Opera sanatçılarının eşlik ettiği ve nefis senfonik aranjmanlarıyla kalbimize dokunan şarkıların gecesiydi dün. 

Ayrıca Selami Şahin'in sesi ne güzelmiş, kendisi ne komikmiş...  Gençlik yıllarında insan başka türlü değerlendiriyor bazı insanları, müzik türlerini... Bugün dinlediğimde, ne kadar da tutkulu, duygulu, gerçek sözler diye düşündüm.

Ve bir şey dikkatimi çekti. Ayakta alkışlandıkça şükürler olsun diyordu. 
Çok hoşuma gitti.

Keşke bir örnek çekebilseydim, ama öndeydim ne şans ki, çekemedim. 
İnstagram'da bulduğum bir linki paylaşayım.