10 Mayıs 2017 Çarşamba

Balmumu müzesinde düşündüklerim...



Dün yazmıştım, Yılmaz Büyükerşen'in balmumu müzesini başarılı buldum
ama keyfimizce rahat dolaşamadık.
Çok kalabalıktı. Ve kalabalığın bir kısmı bir müze gezmenin adabını bilmiyordu.
Sıra ihlali yapanlar, çocuğunu araya kaynak yapmaya çalışanlar, gezerken sırayla değil ova gibi bütün salona yayılarak gezenler... 

O zaman şunu düşündüm kutuplaşma siyasetten falan değil,
nezaket, adap ve bilgi nedeniyle oluyor.

Bazı bölümlerde içim çok acıdı gerçekten.
Turgut Özakman köşesi var mesela, arkasında Şu çılgın Türkler'in kapağının fotoğrafı var.
Kim olduğu yazıyor vs. İnsanlar birbirini iteklerken, çocuğuna şöyle diyen bir baba vardı.
Geç şu adamın önünde fotoğrafını çekeyim...
Ona herhangi bir adam heykeli olarak davranıyordu. Bilmemesini de geçtim, okuyup, kim olduğunu anlamaya anlatmaya çalışacağına geç şu adamın önüne selfie çekelim havasındaydı.

İngiltere kraliçesinin önünden geçerken de bir anne, çocuğuna bak bu kadın da kraliçeymiş tacına kolyesine bak dedi. Oysa anlatsa, okusa çocuk anlar, merakla da dinler. O da mı bilmiyor kraliçeyi?
Bilmem...

Müzenin girişinde solda Atatürk, sağda padişahlar vardı. Bi grup, ilk bölümü atlayıp, direkt padişahlara geçti. Oysa hepsi bizimdi. İçim acıdı. 




Hiç yorum yok: