26 Şubat 2018 Pazartesi

Korkma, söyle...



Falanca botunu giy dedi babası. 
Giyiyor bi yandan, bi yandan da gözüme bakıyor, çünkü aslında öbür botunu giymek istiyor. 
Ama babası kırılacak diye giyemiyor. 
Gözümün içine ağlar gibi bakarak babasının dediğini yapıyor. 
Bunu görünce babasına söyledim, böyle böyle istiyor diye.... 
Tamam dedi, giysin.

İstediği botunu giyerken, 
ona dedim ki, hiçbir zaman korkmadan istediğini söyle.
Ne yapmak istediğini her zaman söyleyebilmelisin.
Olur ya da olmaz. Kabul görür ya da görmez.

Ama kıracağım diye hep kırılmamalısın.
Ya da isteği olmayan hep sen olmamalısın. 
Bazen her şey incelikler yüzünden. 
Sertab'ın dediği gibi... 

Kuzum... İşte böyle.

Yeri gelmişken... Bunu da söyleyeyim dedim.


21 Şubat 2018 Çarşamba

Çocukluğunla ilgili en çok neyi özledin?



Ben mi? Babamı en başta... Onu kaybetmemiş olduğumuz yaşları...

Annem babam ben ve kardeşim, akşam yemeklerinde sofranın etrafında buluşup günü değerlendirerek yediğimiz yemekleri...

Tatile gittiğimiz zamanları... Denizden çıkmamak için parmaklarımızın buruştuğunu saklayışımızı...

Araba yolculuklarımızda, annemin yolluk olarak hazırladığı şeyleri yemeyi. Tuzlu salatalıkları, erikleri, üzümleri, poğaçaları...

Yıkanmış balkon kokusunu...

Kalp çarpıntılarını, sebepsiz abuk sabuk kahkahaları, yaramazlık yapmayı...

En dert ettiğimiz şeyin ceviz kabuğunu doldurmadığı günleri...

Pazar banyolarını...

Annemle TRT'de Şahane Pazar seyretmemizi...

Dedemin ben bir kere istedim diye her gelişinde piramit pasta getirişini...

Dedemi...

Mübeccel teyze'nin evinde kalmayı...

Hani ayağında çevirdiğimiz bir ipin ucunda top vardı, hah işte onu...

Akşam üstü evin altına inmeyi...

Kapının önüne kilim serip, evcilik oynamayı...

Bebeklerimle saatlerce sıkılmadan oynamayı...

Ve daha nicelerini...

Sen neyi özledin? Ya da neleri?


19 Şubat 2018 Pazartesi

Destination Imagination (DI) 2018





İnsanlık için küçük, bizim için ise çok büyük bir adım.
İlk defa bizden ayrı bir seyahat ve 4 gün yaşadı Yazcığım. 

Sebebi ziyaretleri Destination Imagination denen bir organizasyondu.
Aylardır İngilizce Öğretmenleriyle hazırlanıyorlardı.
Kuşadası'nda yapılan Türkiye elemesine gittiler.

Türkiye genelinden 80 okul katıldı yarışmaya.
Yarışma diyorum ama yarışmadan çok daha fazlası.
Çok farklı bir deneyim.

Çocukların hazırlık aşamasında kendi yazıp oynadıkları bir drama gösterisi var.
Hem kostümlerini, hem dekorlarını elleriyle hazırlıyorlar.
O 4 gün boyunca hazırladıkları oyunun yanı sıra, birbirlerini seyrediyorlar,
anlık görevler var, takım olarak bir konuya çözüm getiriyorlar.

Eğlenceli, hiç unutulmayacak bir etkinlik anlayacağınız. 
Yaz oyunda doğa ana idi.

Kostümünü yeşil bir tülün üstüne yapraklar yapıştırarak yaptık.






Amerika'ya gidecek ilk üç dereceye giremediler ama onlarla gurur duyuyorum.
Bir ilki yaşadılar, paylaştılar beraber. 
Biz de çocuğumuzu gönderme ilkini yaşadık babasıyla.

Bence bir yaş daha büyümüş olmalıyız, üçümüz de... 

Bakalım belki seneye gene girerler. 








6 Şubat 2018 Salı

Biçare kadın


Yaz bir süredir bir tiyatro kursuna gidiyor. Kursun başında iki kadın eğitimci var,
o kadar mutluyum ki onlarla yolumuz kesiştiği için...

Bir kere çok güzel bir ortam oluşturmuşlar, 
gelen çocuklar çok severek geliyor, arkadaşlıklar kuruyorlar.
Bunun yanı sıra da profesyonel oyuncu gibi eğitim alıyorlar.
Ve bir oyun sergilediler geçen gün.
Hem de bir Çehov oyunu... 
Yaz'ın rolü Biçare Kadın idi. 

Çok iyiydiler, konsantrasyonları harikaydı(!) 
Bu özellikle çok önemli...

Çünkü hayret verici şeyler vardı salonda.
Ağlayan bir bebek vardı mesela.
Anne ısrarla bebeği dışarıya çıkartmadı.
Çocukların onca emeği, ezberi fonda bebek sesiyle gerçekleşti.

Ondan sonra, yine bazı küçük çocuklar oyun sırasında sahnenin önünden koşarak geçtiler,
anne-babalar onları durdurmadılar. Artı bazı yetişkinler de , salona geç geldi, aralarında konuştular(!) 

Çocukların sergiledikleri oyunlar uzun uzun rollerdi, tiratlar vardı.
Nasıl düşüncesizlik bu, inanamadık.

İki nedeni olabilir, tiyatro adabını bilmemeleri bir.
değer ve önem vermemeleri iki.

Hangisi daha kötü bilemiyorum. 

Ne yapacağız artık, tiyatro oyunlarının başında konuşmayın diye uyarı mı yapılsın? 



Neyse konunun odağına gelirsek, 
çocuklar koca bir alkışı hakettiler ve öyle gurur verdiler ki...